AHLÂKİ İLKE VE ÖNERMELERİN KAYNAĞI VE İNSANIN AHLÂKLI DAVRANMASINI MÜMKÜN KILAN NEDİR?

Günlük hayatımızda yahut sosyal ilişkilerimizde bizler farkında olmasak bile çoğu zaman ahlâki yargılarda bulunur ve bu ahlâki ilke ve önermelerin kaynağının nasıl ve ne şekilde nereden geldiği meselesini hep göz ardı ederiz. İnsan hayatının önemli ve elzem bir parçası ahlâk, esasen tasdik oluşturmayı amaçlayan ve daha çok “Neyi yapmalıyım?/ Neyi yapmamalıyım?” sorusunun cevabını bulmaya çalışan bir alandır. Bulduğu cevap ile de eyleminin ahlâkiliği üzerine tahakkuk eder. Gerek iş hayatımızda olsun gerek evde gerek dışarıda kısacası sosyal ve özel hayatımızın her anında ahlaki yargılarda bulunuruz. Örneğin; “İnsanları kandırmak kötüdür.”, “Yardım etmek iyidir.”, “İntihal kötüdür.”, “Cömert olmak iyidir.” vb. ahlâki önerme ve ilkeler günlük hayatımızda sıkça rastladığımız yargılardır. Burada bizim soracağımız ve konumuzun da bununla alakalı olacağı en temel sorumuz şudur: “iyi” ve “kötü” yü belirleyen temel ölçütümüz ve yahut “iyi” ve “kötü” yü belirleyen kaynak nedir? Bu soru ile düşünce tarihinde birçok filozof ve düşünür (Örneğin; Farabi, İbn Sina, Kant, David Hume, George Edward Moore, Aristoteles, Kınalızâde…) meşgul olmuş ve bu temel soru çerçevesinde ahlâkın kaynağının problemini ele alıp incelemişlerdir.

“Ahlâkın kaynağının ne olduğu veya bir şeyi iyi-kötü olarak belirleyen ölçüt hangi ölçüttür ve bu ölçütü koyan kimdir?” sorusuna yukarıda ismini zikrettiğimiz ve daha da zikredeceğimiz birçok filozof muhtelif cevaplar vermişlerdir. Bu cevaplar; haz, duygu, akıl, Tanrı (ilahi kaynak), evren (doğa), sezgi ve toplum şeklinde olmuştur. Bu soruyu kendimize yönelttiğimizde yani “ahlâkın kaynağı veya “iyi” ve “kötü” yü hangi ölçüt belirler” sorusuna ne tür bir cevap verebiliriz? Bir şeye “iyi” veya “kötü” derken neyi referans alarak söylüyüyoruz? Aklımız mı, ilahi bir kaynak mı, içinde bulunduğumuz toplum mu, iyi olan şeyin kendini özneye izhar eden bir tür sezgi mi yoksa tamamen duygu mu? Bu gibi muhtelif kaynaklar ve sorular insanlığın varoluşundan beri hep üzerine konuşulmuş ve hâlen de konuşulan, tartışılan konulardır. Ahlâka dair böyle bir soru şüphesiz insan kuvvelerinin dikkate alınmasını gerektiren önemli ve elzem bir sorudur. Zira insan hayatı için ahlâk, en önemli bir yapı taşıdır. Bir insan hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun hiçbir zaman ahlâki tercihlerden, ahlâki ilkelerden kaçınamaz.

İnsana tercih etme özelliğini mümkün kılan ahlâk, diğer yandan insana akletme, idrak etme yahut düşünme gücünü verdirir. Ahlâkın kaynağı nedir sorusuna verilen muhtelif cevaplarından birini tercih edip onun üzerine düşünerek onu benimsemek insanın asıl ve ilk meselesi olmamalıdır. Burada önemli olan insanın, kendisini yetkinleştirecek, tamlığını hissettirecek ve belki de insanın insan olduğunun farkına varabilecek ahlâki ilkeler ve ahlâki fiiller/eylemler oluşturmasıdır.

1) AHLÂKİ İLKE VE ÖNERMELERİN KAYNAĞI

Ahlâkın temellendirilmesine dair getirilen muhtelif fikirler, düşünce tarihi içinde hep konuşulmuş ve bazı fikirleri benimseyenler olmuştur. Ahlâkın kaynağı nedir sorusuna düşünürler ; duygu, insan aklı, Tanrı, tabiat, haz, sezgi, toplum olarak

farklı görüşlerde bulunmuşlardır. Verilen cevaplar ve bu konu hakkında yapılan yorumlar her ne kadar farklı olsa da bu konuda herkesin birleştiği ortak bir alan vardır. Bu ortak alan, insanın –hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun- ahlâki tercihten kaçınamaz olduğudur. Öyle ki, bir fiili iyi veya kötü olarak belirlemek veya ahlâki bir yaşamdan yoksun kalmama duygusu insana ait bir özelliktir.

Ahlâkın kaynağının “akıl” olduğunu iddia görüşten başlayarak konuyla ilgili mütalaa yürütebiliriz. Ahlâkın kaynağını akla işaret eden görüşe göre insan, aklının ilkeleriyle iyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilir, erdemli olmayı yine aklının ilkesi ile başarabilir. Özne burada sadece kendi özgür iradesiyle ahlâki bir eylemde bulunmaya çabalar. Herhangi bir kimsenin etkisiyle değil sadece kendi aklının ilkesiyle hareket eder. Aklının kendisine sunduğu ilke nedir peki? Bu soruyu Immanuel Kant, Jean Paul Sartre ve Aristoteles nazarında değerlendirebiliriz. Öyle ki bu filozoflar ahlâkın kaynağının akıl olduğunu dile getiren filozoflardır. Aristoteles’e göre bu konuda aklın insana sunduğu en temel ilke “orta olma ilkesi” dir. Bu ilke ona göre öznenin ahlâki hayatın temeli için büyük bir ölçüttür. Aristoteles’in “orta olma ilkesi” ni benimseyen ve bu konuda hemfikir olan bir diğer filozof da Fârâbi’dir. Ancak Aristoteles’ten ayrıldığı bir nokta vardır. Aristoteles öznenin ahlâki temel ve önermelerini sadece pratik akıl ile ele alır, yani sadece pratik akla bağlar, teorik akla bağlamaz. Fârâbi de işte bu pratik-teorik akıl konusunda Aristoteles’ten ayrılır. Fârâbi’ye göre, öznenin teorik akıldan aldığı ahlâki önerme ve ilkeleri faal akıldan alır. Kısacası, Aristoteles ahlâki temel ilke ve önermelerin kaynağının sadece akıl olduğunu ifade ederken Fârâbi aklın yanına bir de faal aklı yani Tanrı/İlahi buyruğu da yerleştirir. Ahlâkın kaynağının hem akıl hem de Tanrı/İlahi buyruk olduğunu söyler.

Aklın sunduğu ilkenin “sorumluluk” olduğunu dile getiren Jean Paul Sartre, ahlakın kaynağının akıl olduğunu söyleyen bir diğer filozoftur. Ona göre insan tamamen kendi özgür iradesiyle ve diğer yandan da sorumluluğunu göz önünde bulundurarak eylemlerde bulunur. İşte tam bu noktada aklın özneye sunduğu ilke sâdır olur. Yani sorumluluğunun gerektirdiği şekilde ahlaki eylemlerde bulunması ve bunu yaparken de herhangi bir şeyin yönelimiyle değil tamamen kendi özgür iradesiyle hareket etmesi öznenin ahlaki ilke ve önermelerinin en önemli ölçütüdür.

Ahlâk konusunu konuşurken Immanuel Kant’tan bahsetmemek neredeyse imkansız. Ahlak felsefesi alanında kendisinden çokça bahsettirecek işler yapmıştır (Ödev ahlakı gibi). Yararcı ve hazcı (Epiküros,Aristippos) ahlâk felsefesini reddeden Kant’a göre ahlâki bir davranışın temelinde ödev ilkesi vardır ve yine Kant’a göre bu ödevler sadece akıllı bir varlığın yani insanın görevidir. Buradan Kant’ın ahlâkın kaynağının veya ahlâki ilke ve önermelerin temelinin akıl olduğunu dolaylı olarak ifade ettiğini görebiliriz. Ona göre aklın ahlâklı eylemlerde bulunabilmesine imkan sağlayacak en önemli ölçüt “Öyle davran ki, davranışın temelindeki ilke, tüm insanlar için geçerli olan evrensel ilke veya yasa olsun.” maksimidir/ilkesidir. Bu maksimi/ilkesini formüle eden Kant, devamında yine bu maksim etrafında şekillen bir ödev ahlâk anlayışını tasavvur eder. Kant’ın kategorik (zorunlu) emirlerinin temelinde olan bu birinci maksim/ilke basit bir anlatımla şunu söylemek istiyor: Eğer sana yalan söylenilmesini istemiyorsan sen de başkalarına yalan söylememelisin. Yani burada; bir davranışta bulunmadan önce iyice düşünmeli ve bu davranışı herkes için isteyip istemeyeceğimizi kendimize sormamız gerekir. Kısacası Kant, ahlâki ilke ve önermelerin kaynağını akla dayandırarak ödev ahlâkı gibi bir ahlâk tasavvuru sâdır olmuştur.

Ahlâkın kaynağının “duygu” olduğunu iddia edenlere göre, ahlâki olan şey kendini duygularımızın ifadesinde izhar eder. Burada ahlâka rasyonel bir bakış açısı ile yaklaşmak söz konusu değildir. Özne şahit olduğu olayları, hadiseleri bizatihi kendi duygularından kaynaklanarak iyi-kötü diye yorumlar. Ahlâki tercihleri sadece duyguları ile ortaya koyar.

Duygunun ahlâkın kaynağı olduğunu savunanlar arasında David Hume ve John Stuart Mill vardır. Mill’e göre bir şeyin iyi yahut kötü olduğunu veya ahlâki olanı belirleyecek olan şeyin “sempatik duygu” olduğu dile getirir. Özne “sempatik duygu” yu ahlaki olanı belirlemede bir ilke olarak kullanacaktır. Bu duygu ile faydacı ilkenin de kaynağını belirlemiş olacaktır. Zira Mill’in ortaya koymuş olduğu bu sempatik duygu, insan hayatında içkin olup “azami sayıda insanın oranda azami mutluluğunu sağlar”. [1]

Ahlâkın kaynağına ilişkin ortaya koyulan cevaplardan bir diğeri de “Tanrı/İlahi Buyruk” tur. Ahlâkın Tanrı’dan yahut Tanrı’nın buyruğundan neşet ettiğini iddia eden görüşe göre ahlâk yasaları bir üst varlık tarafından yani Tanrı’dan tarafından belirlenmiştir. Özne burada Tanrı’nın emirlerine uyar ve O’nun belirlediği ahlâk yasaları üzerinden iyi ve kötüyü bilir. Ahlâk burada zaten verilmiş durumdadır. Zira neyin iyi neyin kötü olduğu, iyinin mükafatının ne olduğu kötünün ise ne şekilde cezalandırılacağı önceden belirlenmiştir ve bir peygamber aracılığıyla insanlara ulaştırılmıştır. Kişi eğer dinin ilke ve önermelerine inanıyorsa Tanrı’nın belirlediği bu ahlâk yasasına da inanmak mecburiyetindedir.

İnanç temelli bu ahlâk sisteminde en önemli sorun insanın özgür iradeye sahip olup olmadığı sorunudur. Sadece Tanrı’nın buyruğunu kabul edip ve herhangi bir seçim yapamıyorsak nasıl oluyor da insanı özgür irade sahibi bir varlık olarak tanımlıyoruz? Özgür irade nedir? Gerçekten insanın özgür iradesi diye bir yetisi var mıdır? İşte bu ve bu gibi sorular inanç temelli ahlâk anlayışının genel problemleri olarak görülür. Tek tek soruları ele alıp cevaplamak yerine tüm sorulara ortak cevap vermeye imkân verecek şekilde “Birey belli koşul(lar) ve belli durum(lar) karşısında bir seçim yapar.” önermesini kısaca ele alabiliriz. İnsanın külli irade karşısında cüz’i iradesi vardır. İnsan bu iradesiyle belli durum ve koşullarda kendi seçimini yapabilir. Herhangi başka bir zaman ve mekanda insan birbirinden farklı seçim yapabilir ve yapıyor da. Bu olay insanın özgür bir insan olduğunu gösteriyor, özgür iradenin olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Dolayısıyla insan eğer ahlâki eylemlerde bulunabiliyorsa bu insanın özgür olduğunu gösterir.

Ahlâkın kaynağının ne olduğuna ilişkin verilen muhtelif cevaplardan bir diğeri ise bireylerin oluşturduğu “toplum” dur, bir başka deyişle “ortak duyu” dur. Bu iddiaya göre, toplum içinde yaşayan özneler yüzyıllar boyunca tecrübe edilmiş ve yaşanmış olayları tümelleştirerek ortaya bir değerler sistemini koymuşlardır. Tecrübe burada önemli bir nosyondur. Tecrübe hâsıl olduğu zaman ortaya konulan bu değerler sistemi bilfiil halini alır. Tecrübeden önceki hali ise bilkuvvedir. Bilfiil halini alan bu değerler sistemi artık ahlâk denen şeyi inşa etmiş olur.

Özne, toplum ahlâkında bir şeyin iyi yahut kötü olduğunu öğrenmek için kendi toplumunun yüzyıllar boyunca birikimini yapmış olduğu değerler sistemine bakmalı. Ahlâki ilke ve önermeleri bu değerler bütününe göre tanıyacak ve bu sayede ahlâki eylemlerde bulunabilecek. Önceden tikeller halini alan toplumdaki eylemlerin, ilke ve önermelerin daha sonra tümeller halini alan bu değerler bütünü, özneler arası ilişkiyi de düzenli olarak oluşturur. Toplumu ahlâkın kaynağı olduğunu iddia eden görüşe göre, oluşturulan bu kurallar sistemi özneler için mutluluk içinde yaşama salahiyetini verdiğini ifade eder.

Ahlâkın kaynağı problemine verilen cevaplar içerisinde “haz” da mevcuttur. İlk başlarda ahlâkın haz ile ne gibi bir ilişkisi daha doğrusu ahlâki bir eylemin sergilenmesinde hazın nasıl bir etkisi olabileceğini düşünebiliriz. Ahlâkın kaynağı veya ahlâki ilke ve önermelerin temeli haz üzerinedir iddiasını yadırgamak elbette ki olağan bir durum ancak felsefe tarihi içerisinde bu iddiayı benimseyenleri görebiliyoruz. Onlardan biri de Epiküros’tur. Epiküros hazcı bir ahlâk felsefesini benimseyerek “iyi” olan şeyin, ahlâki bir davranışın sonucunda oluşan hazda olduğunu söyler. Buradan, ahlâk için en değerli, en iyi olan şey haz ile belirlendiği fikri sudûr ediyor. Haz derken ekseriyetle bedensel zevk ve arzular olarak düşünürüz. Oysa ki “Epiküros hazdan farklı şey anlamaktadır, Haz her şeyden önce acının yokluğudur. Acıdan kaçış ve uzaklaşmayı kendine hedef yapan Epiküros, doğaya uygun davranmayı ahlâk felsefesinin temel ilkesi yapar… Buna karşılık, acıyı en aza indiren ve hazzı çoğaltan arzu, bilgeliktir. Zihinsel arzu olan bilgelik, ölçülülüğü esas alarak, bedensel arzuları en aza indirger ve acıdan kaçar.” [2]

Kısacası hazcı ahlâk felsefesinde, acıyı en aza indirgemek ve yapılan bir eylemin sonucunda hazzın çok olması davranışın ahlâki olabileceği anlayışı mevcuttur. Bu, hazcı ahlâk felsefesinde ahlâki ilke ve önermenin temel öğretisidir.

Buraya kadar ahlâkın yahut ahlâki ilke ve önermelerinin kaynağına verilen muhtelif cevapları ele alıp inceledik. Kimi iddialar eleştirilebilir, kimilerinin eksikliklerini yahut varsa eksikliği dolduracak yeni fikirler, iddialar getirilebilir kimilerini ise de tercih edebiliriz. Bu muhtelif cevaplar düşünce tarihi içinde çokça tartışılmış ve görüşler sâdır olmuştur. Lâkin buradaki en önemli meselemiz bu muhtelif cevapları tartışıp içlerinden birini tercih etmek değildir. Bu sadece bize ahlâki bir eylemde bulunmamıza fikir beyan ettirecek, bu konuda bir temel sağlamak ve yardımcı olacak bir araç olabilir. Amaç ise insanın ahlâklı davranmasını mümkün kılacak ve hatta kimi zamanlarda zorunlu kılacak şeyin ne olduğudur ya da ne olabileceği ve insanın bir eyleme nasıl değer katabileceğidir. Biraz sonra ikinci bir ana başlıkta anlatacağımız bu mesele, şüphesiz ki her insan için kaçınılmaz bir tercihtir ve hatta zorunlu bir tercihtir. Zira insanın insani bir hayat yaşaması için kendisine ilişkin farkındalığını bilmesi ve ahlâki ilkeler ve önermeler dizgesini oluşturması gerekir.

2) AHLÂKİ/İYİ DAVRANIŞIN ÖZELLİKLERİ

Bir eylemin ya da bir davranışın ahlâki olduğunu söyleyebilmek için neler gereklidir? Her eylemi veya davranışı ahlâki olarak ele alabilir miyiz? Ahlâki davranışı ahlâki yapan nedir? İyi bir ahlâkın kazanılması hususunda takip edilecek bir yöntem var mıdır? gibi sorular, insani bir yaşamı ve insanın davranışını ahlâki olarak belirleme imkanı sağlayacak meseleleri kapsamaktadır. Yukarıda görüldüğü gibi ahlâkın kaynağının ne olduğu meselesini teorik olarak tartışmaya çalıştık. Şimdi ise bunu eylemler yahut davranışlar olarak uygulamaya dökmek gerekir. Her ne kadar burada yine teorik olarak inceleme imkanı kapsamındaysak bize düşen bunun sadece teorikte kalmayıp pratiğe dökülmesini sağlamaktır.

Gerek Antik Yunan kaynaklarında gerek de İslâm ahlâk düşüncesi kaynaklarında, “iyi/ahlâklı bir eylemin ölçütü nedir veya bir eylemin ahlâklı/iyi olabilmesi için ne gibi özelliklerin olması gerekmektedir?” sorularına dair meseleleri bulmak mümkündür. Bu ölçütlerden biri de “itidal”dir. Aristoteles’in “orta olma hali” ilkesi , Platon’un Devlet adlı eserinde de bahsettiği “hiçbir şeyde aşırıya kaçmama” veya “ölçülülük” ilkesi, Fârâbi’nin hem “itidal” hem de “tavassut” kavramını ele alarak ahlâki eylemin Aristoteles gibi “orta olma” ilkesi ile olabilirliğini ifade eden filozoflar, muhtelif kavram ve ilkelerle mâlum meseleye dair muhtelif ve müşabih görüşlerin mevcut olduğunu görebilmekteyiz.

Ahlâki davranışın bir özelliği veya bir eylemin ahlâki/iyi olabilmesini sağlayacak olan özelliklerden biri i’tidal ‘dir. Bu özellik insanın arzu ve isteklerini dizginleyen, hem ifrâttan hem de tefrîtten uzak durmasını sağlayan, insanın her bir edimine ölçülülüğü tazammun eder. Kısacası i’tidal, insanın her şeyi, her eylemini ve davranışını dengeleyerek yapmasını sağlar. Gerek Yunan gerek de İslâm ahlâk felsefesinde ahlâki/iyi davranışın kazanılması hususunda itidal kavramını ele alan Platon, Fârâbi, İbn Miskeveyh, Aristoteles, İbn Sina, Kindi gibi birçok filozof görebiliriz. İtidal teorisinin kurucusu Aristoteles olduğu görüşünün belirgin bir şekilde hakim olduğu inancı başat gösterir. Aristoteles’e göre erdemli olmak için insanın ifrât ve tefritten uzak durması gerekir. Zira ifrat ve tefrit yani aşırılık ve eksiklik hâli ahlâki bir eylemde bulunmaya mâni olacak niteliklerdir. Mutedil bir insan yaptığı eylemin ahlâki/iyi olması için orta davranışları tercih etmesi diğer bir ifadeyle “orta olma ilke”sini tercih etmesi gerekmektedir. Ahlâki ideal orta yolu takip etmektir.

Aristoteles’in yolunu takip ederek itidal nosyonunu müstakil bir şekilde ele alan Kindi, “itidal kavramının adl kelimesinden türediğine işaret eder, böylelikle adalet sağlanacağı, ifrat ve tefrît ile ise adalete zıt olan zulmün doğacağını söyler.” [3] Kindi’ye göre itidal özne için bir dengedir. Nasıl ki tabiattaki her şey denge ile hareket ediyorsa insan da arzu, istek, nefsini dengede tutup öyle eylemlerde bulunmalı. Bu denge üzerinde kendi varlığını ortaya koyan insan yani kendi istek, arzu, nefsini dengede tutup ifrat ve tefritten uzak durarak bir eylemde bulunuyorsa bu Kindi için erdemli yani ahlâki/iyi bir eylemdir.

İtidalden sonra ahlâki/iyi davranışın bir diğer özelliği de yaptığı davranışın açık ve akla dayalı olması gerektiğidir. Yani eylemimiz, davranışımız akla uygun bir mantıkla açıklanabilir bir hâli olmalı. Yoksa yapacağımız davranışın ahlâki olarak değerlendirilmesi zor bir durum hâlini alır. Örneğin “iyi” bile olsa bir eylemde bulunduğunuzda “ben bunu keyfim istediği için, canım öyle istediği için yaptım” derseniz bu davranışınızın veya eyleminizin ahlâki bir açıklaması değildir. Zira ahlâki/iyi bir davranışın özelliği olamaz bu. İnsan bu durumda kendi varlığının yetkinliğini, gayeliğini var etmemiş olur ve bu ahlâkın ilkel hâline tekabül eder. Çünkü burada iyinin kendini özne tarafından bilfiil olarak tahakkuk etmesi gerekir. Bu nedenle yapacağımız davranışa ahlâki bir boyut kazandırmayı sağlamak için o davranışın açık, akla uygun ve mantıklı olması gerekir. Ancak şuna dikkat etmek gerekir: Bu özellik tek başına ele alındığında herhangi bir anlam ifade etmediği gibi ahlâki/iyi davranışın belirleneceğine dair bir ölçüt de olmayabilir. Yani her açık, akla dayalı ve mantıklı davranış ahlâki/iyi bir davranıştır yahut eylemdir diyemeyiz. Ahlâki/iyi davranışı belirlemede bir ölçüt olan bu özellik itidal özelliği ile beraber kullanıldığında anlam bulacaktır.

Ahlâki davranışı ahlâki yapan bir diğer ölçütümüz ise aynı ilke üzerinden devam etmek. İnsanın özgür iradesiyle meydana gelen ahlâki eylemler; hiçbir toplumsal, tarihsel, siyasal vs. nispeti dikkate almaksızın ve etkisinde kalmaksızın aynı ilke üzerinden hareket edilmelidir. Misalen, bugün bir konuda adaletli davranıp ahlâki bir davranışta bulunurken yarın ise bir üst makam veya statü sahibi birisi karşısında bunun tersi bir durumu sergilemesi ahlâki bir davranış değildir ve her zaman ve mekanda farklı ilkeleri benimsemiş olmuş olacaktır. Çünkü burada hem özgür irade hem de ahlâki ilke yok edilmiş yahut bir süreliğine iptal edilmiştir. Başka bir örnek de şöyle verebiliriz: Özne eğer bugün itidal üzerine yahut açık, akla uygun ve mantıklı bir davranışta bulunup yarın da “bugün canım böyle yapmak istiyor.” diyerek ifrat- tefrite veya açık ve akla, mantığa uygun olmayan bir davranışta bulunursa bu da aynı sebepten dolayı ahlâki bir davranış değildir. Dolayısıyla, özne her daim aynı ilke üzerinden hareket etmeli ve herhangi bir gerekçe ile bu ilkesinden vazgeçmeyip ilkesine sâdık kalmalıdır.

Şu ana kadar ahlâki/iyi davranışın özelliğine dair genel olarak üç ölçütten bahsettik. Bu ölçütler sırayla; itidal, açık-akla ve mantığa uygun ve aynı ilkeyi benimsemek’tir. Bu ölçütler çoğaltabilir ve daha farklı özelliklerini ortaya koyabiliriz. Bu konuda pek çok farklı kaynaklarda benzer

veya muhtelif özellikler bulunur. İnsani bir yaşam için çok önemli bir şey olan ahlâk, insanın her döneminde asla vazgeçilmemesi gereken bir hayat nizamıdır. Kendisine ilişkin farkındalığının ve idrakinin farkına varmasını sağlayan bir nosyonudur. İnsanı ölümsüzleştirecek ve onu savunacak en iyi şey kendi hayatında ihdâs ettiği ahlâkıdır. Nitekim, “Hayat, ahlâka kayıtsız kalınmaya elverişli olmayacak kadar ahlâki bir olgudur.” [4]

KAYNAKÇA

1) Özturan, Hümeyra, Akıl ve Ahlâk: Aristoteles ve Fârâbi’de Ahlâkın Kaynağı, İstanbul, Klasik Yayınları, 2017, s.20

2) Çüçen, A.Kadir, Felsefeye Giriş, Ankara, Sentez Yayıncılık, 2013, s.270

3) Özturan, Hümeyra, Êthostan Ahlâka; Antik Yunan Ahlâk Literatürünün İslâm Dünyasına İntikali ve Alımlanışı, İstanbul, Klasik Yayınları, 2020, s.289

4) Türker, Ömer, Ahlâk; Yeni Bir Yaklaşım, İstanbul, Ketebe Yayınları, 2019, s.169

AHLÂKİ İLKE VE ÖNERMELERİN KAYNAĞI

Yazı dolaşımı


AHLÂKİ İLKE VE ÖNERMELERİN KAYNAĞI” için 2 yorum

  1. Pjidfhisofkcwspfjowfkpwlfpjwofk rwkfpwkgowjkfwjgoowfkpwg
    Nifhfeidfjwofjowhfie jfjeofwofjwoefjwoj irwojdwohfiewjfowfie
    Mcniscswhfuhicfj ijfwokfdwhfiwjbskgk gnrejgbskesghegnr gkejgejgj
    Ojffsfjhnwsfjebgejfwjfiehi jiffniehfshiufhaeifnjskgehiwuw fjefje
    Ojbcjdhswv bjwksbdhwjsvdhfwjb jbfjksafbejfbejfbejbcsufuj
    Gjsbjfcwhdnwdwhnfw hiwshfjabhfewbfjekb fuabfiuebfbcdsjfbewiufbeh
    https://oituryufhcnjdjqajdsfsjk.com
    KdwyeuuiwiosIBHBCFDHKFJJ FJKBJKWFJFBHEAKNDSJAKFGBSHFAWJDJESBG

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.