PEYGAMBERİN SÜNNETİNE İŞARET EDEN AYETLER

Hadis ve sünnet inkarcılarının dillendirdikleri ve yaydıkları bir iddia da “Kur’an’da peygamber efendimizin sünnete ve hadislere işaret eden hiçbir ayet olmadığı” şeklindedir. Hiç uzatmadan direkt açıklamalara geçelim;

1) Örnek alma

Üzerinde durulması gereken en önemli meselelerden biri şüphesiz “peygamberin örnekliği” meselesidir. Peki bir insandan nasıl örnek alınır? Hadi açık konuşalım; birini örnek almak ne demektir? Onun hal ve hareketlerini benimsemek, onun gibi yaşamaya gayret etmek değil mi? Peki peygamberi örnek almaya direkt sünnet denilmiyor mu? Kur’an Kerim, peygamberin merhamet, yardımsever, sabırlı gibi bazı genel özelliklerine değinir sadece. İddia sahipleri ise bunun örneklik için yeterli olduğunu iddia ederler; peki ben peygamberin hayatını, olaylara bakış açısını, her hareketini öğrenmek, kendime örnek almak istiyorum diyen kişi için neye bakacağız? Zira herkesin kabul edeceği gibi İslam’ı en iyi anlayan ve uygulayan peygamber efendimizdi. Sünnet peygamber efendimizin sözleri ve davranışları ise peygamberi örnek alın demek açıkça peygamberin sünnetine uyun, onun gibi yaşayın demek değil midir? İlgili ayete bakalım;

Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzap 21)

Bakın biri Kur’an’ı birebir en iyi şekilde hayatına geçirse bile o kişinin hayatının bizim için dini bir bağlayıcılığı yoktur ve bu imanı bir mesele değildir. Ama ayette peygamberin ise dinimiz için en güzel örnek olduğu açıkça yazar. Demek ki peygamber sadece Kur’an’ı getiren bir postacı görevinde değil. Zira bize bir zarf getiren postacı ile işimiz olmaz, bizi sadece getirilen zarf bağlar ama ilgili ayet, dinini doğru yaşamak isteyen biri için direkt peygamber efendimizi işaret ediyor. Peki durum böyle iken alemlere rahmet olarak gelmiş en iyi örnekten faydalanmamak ve ben sadece Kur’an’a bakarım demek nasıl bir mantıktır?

Burada iddia sahipleri “İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır.” şeklindeki mumtehine 4 ayetini getirip “Kur’an Hz.İbrahim’in örnekliğinden de bahsediyor ama Hz.İbrahim’in hadisleri, sünneti yok” diyerek yeni bir iddia öne sürebiliyor. Ama bu arada gözden kaçırdıkları kısım şu; biz hz.muhammed(sav) sadece hadislerden öğrenilir demiyoruz ki, tabiki de Hz.Muhammed(sav)’in dürüstlük, iyilik, hoşgörü gibi başlıca bazı özellikleri ayetlerde de geçer ama hayatının detay kısımları, olaylar karşısında verdiği tepkilerin en ince ayrıntısına kadar öğrenmek isteyen biri için örnekliğin büyük bir bölümü sünnette bulunur. Nitekim Hz.İbrahim’in hadisleri bir kitap şeklinde elimizde olmadığı gibi Hz.İbrahim’in bildiğimiz kadarıyla Kur’an benzeri bir kutsal kitabı da yoktu. Burada “hz.İbrahim’in örnekliği sadece Kur’an’da anlatılır” imasında bulunarak yanlış bilgi verenler bu iddiayı öne sürenlerdir. Peki biz hz.ibrahim’i nasıl öğrenip örnek alıyoruz? Hz.Muhammed’i nasıl ki Kur’an ve hadislerden öğreniyorsak aynı şekilde Hz.İbrahim’i Kur’an ve peygamber efendimizin hadislerinden öğreniyoruz. Ayrıca ek olarak hz.ibrahim’in hadisleri veya kendisine inmiş kitabı olmasına gerek yok ki. Nitekim olsaydı bile son kitap Kur’an inmiş olduğundan hz.İbrahim’den gelen kitap da İncil, Tevrat ve Zebur gibi muhtemelen bozulmuş ve geçersiz olacaktı müslümanlar açısından. Ve biz yine aynı şekilde Kuran ve son peygamberin hadislerinden öğrenecektik hz.İbrahim’i.

2) Peygamberi hakem yapmak

Peki peygamberi hakem yapmak ne demektir? Şu ayete de bakalım;

Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. (Nisa 65)

Bu ayet Zübeyr b. Avvâm ile bahçe komşusu arasında su yüzünden bir anlaşmazlık çıkması üzerine iniyor. Mesele şu şekilde; Hz. Peygamber’e başvurdular; o da “Zübeyr! Bahçeni suladıktan sonra suyu sal ki komşun da sulasın” buyurdu. Komşu (bu hükmün din kuralı koyma değil, sulhetme mahiyetinde olduğunu düşünmüş olmalı ki) Hz. Peygamber’e, Zübeyr’in tarafını tuttuğunu ima etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber şikâyetçinin tutumundan hoşnut olmadı ve bu defa Zübeyr’e normal hakkını kullanmasını söyledi. Medineli komşunun bu davranışı sebebiyle 65. âyet nâzil oldu(1) Şimdi tam şurada şöyle bir soru soralım; Kur’an’a iman etmiş başka bir müslüman, iki kişinin arasındaki anlaşmazlığı en doğru şekilde çözse bile o kişi için “seni aralarında hakem yapmadıkça iman etmiş olmazlar” demeyiz değil mi? Ama peygamber için böyle bir ifade kullanılıyor ayette. Peki peygamberi o müslüman kişiden ayıran özellik nedir? Peygamber de Kur’an’a iman ediyor müslüman birey de, peki neden peygamberin hakem olması imani bir mesele oluyor?

Ayrıca burada sünnete işaret eden önemli bir detay var; eğer ayetin inişi ile ilgili olay Kur’an’da olan bir ayet ile çözülseydi o zaman “peygamber ayet okuduğu için aslında burada peygamber değil Kur’an hakem olmuş” şeklinde itiraz edilebilirdi. Ama dikkat edin ortada öyle bir ayet de yok, peygamber bizzat kendisi çözüyor olayı, kendisi hüküm veriyor. Ve gelen ayete dikkat edin; “seni hakem yapıp, hükmüne razı olmadıkça iman etmiş olmazlar” deniliyor. Demek ki peygamber Kur’an dışında verdiği hükümlerde de yani sünnette de hakem olması şarttır. Yanlız burada tekrar altını çizelim; Kur’an dışı hüküm derken peygamberin beşer olarak verdiği kararları değil Kur’an dışı vahiyle peygamber olarak verdiği kararları kastediyoruz. Beşer olarak verdiği kararlarda tabiki de hata yapabilir ve bu onun peygamberliğine hiçbir zarar vermez. Nitekim Kur’an’da peygamberi yaptığı hatalardan dolayı uyaran ayetler de bulunur.

3) Peygamber size ne verdiyse

Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan sakının (haşr 7)

Bu ayette de dikkat ederseniz Kur’an’a değil direkt peygambere işaret edilmiştir. Yani bu ayet de peygamberin sadece Kur’an’ı getirip sonra da giden bir postacı görevinde olmadığına delildir. Nitekim haşr 7 ayeti de geçmişte ve günümüzde islam alimleri tarafından sünnete delil olarak sunulan ayetlerden biri. Bazı hadis inkarcıları ayetin iniş sebebine bakıp bu ayetin sadece ganimetlerle ilgili olduğunu iddia etse de Kur’an’ın metodu bu değildir. Evet ayet ganimetler ile ilgili bir anlaşmazlık üzerine iniyor ama belli bir sebep için inmiş olsa da verdiği mesaj evrenseldir. Zira eğer peygamber ganimetler konusunda söz sahibi ise diğer konularda da söz sahibidir. Veya şöyle soralım; peygamberin ganimet konusunda her verdiğini alır her vermediğinden kaçarsınız da diğer konularda bunu yapmaz mısınız? Peygamber size göre sadece ganimet memuru mu ki sadece ganimetler konusunda dinleyelim?

Nitekim rivayete göre tabiinden birisi İmran b.Husayn’a Kur’an’da aslını bulamadıkları bazı konuların rivayet edilmesinden yakınması üzerine İmran ona Kur’an-ı Kerim’i okuyup okumadığını sorar. Evet cevabını aldıktan sonra ona “Peki Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde yatsı namazının farzının dört, akşamın üç, sabahın iki, öğle ve ikindinin dört rekat olduğuna rastladın mı? diye sorar. Adam “Hayır” deyince o, “Peki bunları kimden aldınız?” Bizden almadınız mı?” der. İmran, zekat ve hac ile ilgili bazı tatbikatı da aynı şekilde ondan aldıklarını söyledikten ve Hz.Peygamber bazı nehiylerini hatırlattıktan sonra peki, Allah Teala’nın Kur’an’da şöyle buyurduğunu duymadınız mı? “Rasul size neyi verirse onu alınız, neyi de yasaklarsa ondan kaçının?” (2)

Bu arada haşr 7 ayetinin anlaşmazlık üzerine indiğini söylemiştik. Peki neden anlaşmazlığa düştüler? Oysaki enfal suresinde ganimetler ile hükümler belliydi, ne kadarın devlet hazinesine ne kadarının askerlere verileceği geçiyorlar. Demek ki buna rağmen bazı karışık, tartışmalı durumlar ortaya çıkabilir. Haşr 7 ayetinden anlaşıldığı gibi peygamber çözüyor sorunu. Peki Kur’an dışında vahiy yoksa peygamber neyle çözüyor olayı?

4) Peygamberin sesi

Hucurat 2, nur 63, tevbe 120 gibi bazı ayetlere baktığımızda ise peygamberin sadece Kur’an’ı tebliğ görevi olmadığı ve şahıs olarak da özel bir konumu olduğu çok daha net anlaşılıyor. İlgili ayetlere bakalım;

Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. (Tevbe 120)

(Ey inananlar!) Peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar. (Nur 63)

Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider (Hucurat 2)

Bu ayetlerden örneğin Hucurat 2 ayetine bakalım. Rivayete göre Hz. Peygamber (asv) ile görüşmek için Temîmoğulları kabilesinden bir heyet gelmişti. Görüşme sırasında Hz. EbûBekir ile Ömer de orada idiler. Kabileye başkan yapılacak kişi üzerinde ikisi ihtilafa düşüp Hz.Peygamber (sav)’in yanında biraz da tartıştılar. İlgili olayda bilmeden de olsa en doğru kararı verecek olan peygamberin konuşmasına engel olunmuştur. Bunun üzerine de Hucurat 2 ayeti iniyor ve “seslerinizi peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin” deniliyor.(3)

Öncelikle burada sünnet inkarcıları “peygamber ayetle hüküm vereceği için onun ağzından çıkanlar din hükmündedir, o yüzden Allah uyarıyor” şeklinde itiraz edilebilir. Ama dikkat ederseniz ayetin inişi kabileye başkanlık seçmek üzerine. Meselenin Kur’an ayetleri, hükümleri alakası olmamasına rağmen Kur’an bize sesimizi peygamberin sesinin üstüne çıkarmamamız gerektiğini söylüyor. Peki günlük bir meselede bile peygamberin sözü, ne diyeceği bu kadar önemli iken sizce peygamberin sünneti önemsiz olabilir mi? Ayrıca hadis inkarcılarına şunu soralım; sizce peygamber 23 yıllık peygamberlik hayatında çıkan her tartışma için Kur’an’dan ayet mi getirmiş? Tabiki böyle bir durum mümkün değil; zaman zaman ayetlerle, zaman zaman sünnetiyle olayları çözmüştür. Dini hüküm içermeyen günlük tartışmalarda da sahabeye danışarak, onların da fikirlerini alarak ortak bir kararla çözmüştür.

Peki peygamberin Kur’an ayetleri dışında hiç konuşmadığını iddia edebilir misiniz? Tabiki hayır, peki farzedin ki o dönemde yaşıyorsunuz; eğer peygamber size ayetlerde yer almayan bir hüküm belirttiğinde “senin bu dediğin Kur’an’da geçmiyor, yapmak zorunda değilim” mi diyecektiniz? Veya bugün peygamber aramızda yok; peki “peygamberin sesinin üstüne sesinizi yükseltmeyin” ayetine nasıl uyacağız? Örneğin Araf 204 ayetinde “Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin” deniliyor. Biz bu ayetten sadece Kur’an’ın güzel bir ses tarafından okunurken dinlenmesi gerektiğini değil aynı zamanda bir meselede Kur’an’ın hükmü söylenirken bize susmak düştüğünü de anlıyoruz. Peki aynı şekilde hucurat 2 ayeti de vahiy kaynaklı sahih hadislerin okunduğu yerde onu hüküm bilip susmamız gerektiği anlamına gelmiyor mu? Peygamber efendimizin hadislerine olan saygıya birkaç örnek verelim;

Tabiin dönemlerinde hadis meclislerinde talebeler sünnete olan saygıdan dolayı meclise abdest alarak gelir, temiz elbiseler giyip hoş kokular sürerdi. Meclise Kur’an’dan ayetler ve peygambere salât okunarak başlamak adetti.Böyle meclislerde talebeler vakar ve heybetini muhafaza eder ayrıca peygamberin hadisleri okunduğu için kimse sesini yükseltmezdi. Örneğin bir gün mecliste sesini yükselten talebeyi İmam Mâlik, Hucurat 2 ayetini okuyarak uyarmıştır(4)

Yine İmam Mâlik”ten bir örnek daha vermek gerekirse; Abdullah b. Mübarek(ra) anlatıyor;

“İmâm Mâlik(ra), hadîs aktarırken bir akrep onu on altı kere soktu. Rengi değişiyor, yüzü sararıyor ama hadîs aktarmayı kesmiyordu. İnsanlar dağılınca sende bir tuhaflık var dedim, şöyle dedi: Rasûlullah(sav)’ın hadîslerine saygımdan dolayı sabrettim.”(5)

5) Allah ve Resulü

Uyulması gereken hükümlerden, itaaten bahseden ayetlerin çoğunda Allah’ın isminin yanında “Resulü” şeklinde peygambere de yer verildiğini görüyoruz. İsterseniz önce “ve” bağlacı barındıran yani “Allah ve Resulü” şeklindeki ayetlere birkaç örnek verelim;

Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır (ahzap 36)

Aralarında hüküm vermek için Allah’a ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (Nur 51)

Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin. (Ali İmran 132)

O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.(enfal 1)

Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve işittiğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin (enfal 20)

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. (Tevbe 71)

Bu ve bunlara benzer daha birçok ayet bulabilirsiniz ama örnek olarak bu kadarı yeterli sanırım. Peki bu ayetlere nasıl bir itiraz getiriliyor?

Hadis inkarcıları bu ayetler için “Allah ve Resulü ifadesinden sünnete delil çıkmaz zira burada Allah ve resul iki farklı hüküm koyucu değillerdir. Allah ve Resulü ifadesi ile de Allah’ın indirdiği ve Resulün bize ulaştırdığı Kur’an kastedilir” şeklinde bir açıklama yapıyorlar. Nitekim Nisa 80 ayetinde de “kim peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur” buyuruluyor. Öncelikle hadis inkarcılarının “iki farklı hüküm koyucu yoktur” cümlesine tabiki de katılıyoruz zira hüküm yalnızca Allah’a aittir ve sünneti kabul eden hiçbir Müslüman da peygamber ve Allah’ın hüküm koymada ortak olduğunu iddia etmez.

Sünneti ve hadisleri kabul edenlerin dediği ise kısaca şudur; Hükümler Allah’tan vahiy yoluyla gelir, tek hüküm koyucu Allah’tır ama bu gelen vahiy sadece Kur’an ile sınırlı değildir. Aynı şekilde Kur’an dışında da sünnetin bir kısmında da vahiy ile gelmiş hükümler bulunur. Daha detaylı açıklama için şu yazıyı okuyabilirsiniz; https://www.islamicrophone.com/2020/08/26/ kuran-disi-vahiy-var-mi-bolum-1/

Konumuza dönersek; ilgili ayetlerde Allah isminin yanında Resul’e de yer verilmiş olduğunu görüyoruz. Peki neden ayetlerde “sadece Allah’a itaat edin” denilmemiş? Evet peygambere itaat etmek Allah’a itaat etmektir ama acaba “Allah’a itaat edin” kısmından Kur’an ayetleri ile gelen hükme, “Resul’e itaat edin” kısmından da peygamberin sünnettindeki, hadislerindeki hükme işaret edilmiş olabilir mi? Veya peygamberin sünnetine işaret etmesi için size göre ayette başka nasıl bir ifade geçmesi lazım?

Bir de “ve” bağlacı kullanılmadan itaatten bahseden bazı ayetlere bakalım;

Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının.(maide 92)

Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir. (Teğabun 12)

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de.(Nisa 59)

Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin.(nur 56)

Peygambere itaat etmek Nisa 80 ayetinde de denildiği gibi Allah’a itaat etmektir. Ama dikkat ederseniz yukardaki ayetlerde ise ayrıca zaten tekrardan Allah’a itaat etmekten bahsediliyor. Durum böyle iken bu ayetleri “Kur’an’a itaat edin, Kur’an’a itaat edin” şeklinde anlamak yerine “Allah’a itaat edin” kısmından Kur’an’a, “peygambere itaat edin” kısmından da sünnete işaret edildiğini anlamak daha makul değil mi? Sünnetin dini yönü de vahye dayandığı için bu ayeti bu şekilde anlamak “peygambere itaat etmek Allah’a itaat etmektir” ayeti ile de uyuşuyor.

Nitekim Nisa 80 ayeti peygamber sünnetini ve hadislerini ortadan kaldırmadığı gibi tam tersine onları desteklediğini de söylebiliriz. Zira ayette “peygamber Kur’an’dan ayet okuduğu müddetçe ona itaat edilir” denilmiyor. Tam tersine hiçbir koşul bildirilmeden “peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiştir” deniliyor. Daha iyi anlaşılması için bir örnek verelim; bir ülkenin kralı kendi veziri için halka şöyle demiş olsun; “Vezirimin verdiği her hükme ben hüküm vermişim gibi itaat edeceksiniz”. Peki durum böyle iken Vezirin ağzından çıkan her söze şartsız, koşulsuz itaat etmez misiniz? Peki peygamberin sadece ayet okuduğunu ve ayet dışında hiçbir zaman ağzını açmadığını, konuşmadığını iddia edebilir misiniz? Tabiki de hayır. Peki durum böyle iken, ayetler dışında ağzından çıkan sözlere de Nisa 80 ayeti gereği büyük bir önem vermemiz gerekmiyor mu? Daha önce sorduğumuz bir soruyu tekrar soralım; peygamber efendimiz döneminde yaşasaydınız ve peygamber size Kur’an dışında bir emir, görev verseydi “bu Kur’an’da geçmiyor uygulamak zorunda değilim” diyecek miydiniz? Diyebilir miydiniz?

Kaynaklar

  • 1)Müslim, Fezâ’il, 129
  • 2)Abdurrezzak b. El-Hammam, el-Musannef, tah: Habibur Rahman el-A’zami, Darut-Turas, Beyrut, 1970, XI, 255
  • 3)Buharî, Tefsir, Hucurat 1, 2, Meğazâ 67, İ’tisam 5; Tirmizî, Tefsir Hucurat (3262); Nesâi, Kazâ’ 6, (8, 226).
  • 4)Talat koçyiğit, hadis usulü, syf:57)
  • 5)Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvezî, I,204 (Müessesetü’r-Risâle)
PEYGAMBERİN SÜNNETİNE İŞARET EDEN AYETLER

Yazı dolaşımı


PEYGAMBERİN SÜNNETİNE İŞARET EDEN AYETLER” için 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.