ANSELM: TANRI’NIN VARLIĞINA DAİR ONTOLOJİK ARGÜMAN

Tamamen mükemmel bir Tanrı’nın varlığına ilişkin en büyüleyici argümanlardan biriside ontolojik argümandır. Argümanın birkaç farklı versiyonu bulunmakla beraber, genellikle hepsi, mümkün olan en büyük varlığın var olduğunu inkar etmenin kendisiyle çelişik olduğunu göstermeye çalışır. Bu nedenle argüman dahilinde, böyle bir varlığın var olduğu zorunlu bir gerçektir; ve bu varlık, geleneksel Batı teizminin Tanrı’sıdır. Biz de bu makalemizde, ontolojik argümanın klasik ve çağdaş versiyonlarını açıklamaya ve değerlendirmeye çalışacağız.

Tanrı’nın varlığına ilişkin argümanların çoğu, en az bir empirik öncüle dayanır. Örneğin, tasarım argümanının “ince ayar” versiyonu, akıllı tasarımın empirik kanıtına dayanır; bilhassa nomolojik bir mesele olarak, yani doğa kanunları içerisinde yasa-bağımlı bir konu olarak, evrenin bazı temel dinamiklerinin, olduklarından çok az bile farklılık göstermiş olsaydı, yaşamın gelişemeyeceği şeklindeki empirik iddiayı harekete geçirir. Benzer şekilde kozmolojik argümanlar da, empirik olayların meydana gelmesinin açıklamasıyla ilgili belirli empirik iddialara dayanır.

Aksine ontolojik argümanlar ise, kabaca şu anlamda kavramsaldır: tıpkı bir “bekar” kavramını oluşturan önermelerin her bekarın erkek olduğunu ima etmesi gibi, ontolojik argümana göre “Tanrı” kavramını oluşturan önermeler de, Tanrı’nın var olduğunu ima eder. Elbette aralarındaki şu fark ile birlikte: “Bekar” kavramı, bekarların evli olmadığı önermesini açıkça içerirken, “Tanrı” kavramı, açık bir şekilde böyle bir varlığın varlığını ileri süren herhangi bir önerme içermez. Öyle olsa bile, temel fikir aynıdır ve ontolojik argümanlar; Tanrı’nın varlığını, tabiri caizse, Tanrı’nın tanımından çıkarabileceğimizi göstermeye çalışırlar.

not: “Bekar” olarak çevrilen “bachelor” sözcüğü ingilizcede sadece erkekler için kullanılır.

İçindekiler:

  • 1. Giriş: Ontolojik Argümanların Empirik Olmayan Doğası
  • 2. Ontolojik Argümanın Klasik Versiyonu
  • a. Ontolojik Argümanı Betimlemek
  • b. Gaunilo’nun Eleştirisi
  • c. Aquinas’ın Eleştirisi
  • d. Kant’ın Eleştirisi: Varoluş Bir Mükemmellik midir?
  • 3. Anselm’in Ontolojik Argümanının İkinci Versiyonu
  • 4. Argümanın Modal Versiyonları
  • 5. Kaynakça ve İleri Okuma
Anselm

1. Giriş: Ontolojik Argümanların Empirik Olmayan Doğası

Tanrı’nın varlığını, Tanrı’nın tanımından çıkarmanın ne kadar dikkate değer (ve güzel!) bir girişim olduğunu bir an için düşünelim. Normalde varoluşsal iddialar kavramsal iddialardan kaynaklanmaz. Bekarların, tek boynuzlu atların veya virüslerin var olduğunu kanıtlamak istersem, sadece kavramlar üzerinde düşünmem yeterli değildir. Dünyaya gitmem ve duyularımı kullanarak bir tür empirik araştırma yapmam gerekir. Aynı şekilde bekarların, tek boynuzlu atların veya virüslerin olmadığını kanıtlamak istersem, yine aynısını yapmam gerekir. Bu açıdan bakıldığında, genel olarak olumlu ve olumsuz varoluşsal iddialar, ancak deneysel yöntemlerle kurulabilir.

Bununla birlikte bir istisna vardır. Bazı olumsuz varoluşsal iddiaları, yalnızca kavramın içeriği üzerine düşünerek kanıtlayabiliriz. Böylece örneğin, dışarı çıkmadan ve her kayanın altına bakmadan, orada kare bir daire olup olmadığına bakmadan, dünyada kare bir daire olmadığını belirleyebiliriz. Bunu yalnızca tanıma başvurarak veya kendisiyle çelişik olduğunu göstererek yapabiliriz. Bu nedenle kavramların kendisi, hem kare hem de dairesel olan hiçbir varlık olmadığını ima eder.

O halde ontolojik argüman, bazı varlığın gerçek (soyuttan ziyade) varlığını kurma iddiası bakımından, bu tür argümanlar arasında benzersizdir. Gerçekte ontolojik argümanlar başarılı olursa, Tanrı’nın olmadığını varsaymak, kare dairelerin olduğunu varsaymak kadar çelişkili olur. Aşağıdaki bölümlerde, bu şaşırtıcı stratejiyi geliştirmek için bir dizi farklı girişimleri değerlendirmeye çalışacağız.

2. Ontolojik Argümanın Klasik Versiyonu

a. Ontolojik Argümanı Betimlemek

Canterbury Başpiskoposu Aziz Anselm (1033-1109), Proslogion’da şu şekilde tanımladığı ontolojik argümanın yaratıcısıdır:

[Bir] aptal bile… bundan daha büyük hiçbir şeyin tasavvur edilemeyeceği bir varlığı duyduğunda… ne işittiğini anlar ve anladığı şey onun zihnindedir. Zira onun yalnızca zihninde var olduğunu varsayalım: o zaman gerçekte var olduğu düşünülebilir; Bu daha büyüktür … Bu nedenle, eğer daha büyük hiçbir şeyin tasavvur edilemeyeceği şey, tek başına zihinde mevcutsa, daha büyük hiçbir şeyin tasavvur edilemeyeceği varlık, daha büyük olanın kavranabileceği bir varlıktır. Ama belli ki bu imkansız. Bu nedenle, bundan daha büyük hiçbir şeyin tasavvur edilemeyeceği bir varlığın var olduğuna ve hem zihinde hem de gerçekte var olduğuna şüphe yoktur.

Bu zor pasajdaki argüman, standart formda doğru bir şekilde özetlenebilir:

1. Tanrı’nın ondan daha büyüğünün hayal edilemeyeceği bir varlık olduğu (yani hayal edilebilecek en büyük olası varlık) kavramsal bir gerçektir (veya deyim yerindeyse, doğrudur).

2. Tanrı zihinde bir fikir olarak vardır.

3. Zihinde ve gerçekte bir fikir olarak var olan varlık, diğer her şey eşit olduğunda, sadece zihinde bir fikir olarak var olan bir varlıktan daha büyüktür.

4. Böylece, eğer Tanrı zihinde sadece bir fikir olarak var ise, o zaman Tanrı’dan daha büyük bir şeyi (yani var olan en büyük olası varlığı) hayal edebiliriz.

5. Ancak Tanrı’dan daha büyük bir şeyi hayal edemiyoruz (çünkü hayal edilebilecek en büyük olası varlıktan daha büyük bir varlığı hayal edebileceğimizi varsaymak çelişkilidir).

6. Bu nedenle Tanrı vardır.

Sezgisel olarak argümanın iki fikir tarafından desteklendiği düşünülebilir. Birincisi (2). öncül tarafından ifade edilen, tüm mükemmellikleri somutlaştıran tutarlı bir varlık fikrine sahip olduğumuzdur. Aksi takdirde (2). öncül, bir varlığı daha büyük varlık yapan her özelliği somutlaştıran tutarlı bir varlığa dair tutarlı bir fikre sahip olduğumuzu iddia eder; bu durumda diğer şeyler eşit olur ve O, var olmadan olacağından daha iyidir (bu tür özellikler aynı zamanda “harika yapım” olarak da bilinir). İşte (3). öncül, varoluşun bir mükemmellik ya da harika bir özellik olduğunu iddia etmektedir.

Buna göre, tüm mükemmellikleri somutlaştıran bir varlık kavramı, onun var olduğunu ima eder. B’nin tüm mükemmellikleri somutlaştıran bir varlık olduğunu ve B’nin var olmadığını (gerçekte) varsayalım. (3). öncül, varoluşun bir mükemmellik olduğunu ileri sürdüğünden, B’nin mükemmellikten yoksun olduğu sonucu çıkar. Ancak bu, B’nin tüm mükemmellikleri somutlaştıran bir varlık olduğu varsayımıyla çelişir. Böylece bu mantığa göre, B’nin var olduğu sonucu çıkar.

b. Gaunilo’nun Eleştirisi

Anselm’in çağdaşı ve keşiş Marmoutier’lü Gaunilo, Anselm’in argümanının en önemli eleştirmenlerinden birisidir. O, Anselm’in argümanının, gayri meşru bir şekilde bir fikrin varlığından, başka bir fikre karşılık gelen başka bir şeyin varlığına geçişinden endişe etmektedir. Açıkçası bu gayet makuldür. İtirazda ortaya konulduğu gibi Anselm, sadece şeyleri varoluşsal olarak tanımlamaktadır ve bu uygun bir şekilde yapılamaz.

Gaunilo, Anselm’in argümanının, var olmayan her türlü şeyin varlığını göstermek içinde kullanılabileceğine inanarak bu endişeyi paylaşır:

Şimdi eğer birisi bana… [bundan daha büyüğünün tasavvur edilemeyeceği] bir ada olduğunu söylerse, onun sözlerini kolayca anlayabilirim, ki burada hiçbir zorluk yoktur. Ama farz edin ki, mantıksal bir çıkarım yoluyla şöyle demeye devam ettim: “Her adadan daha mükemmel olan bu adanın, bir yerlerde var olduğundan artık şüphe edemezsiniz, çünkü onun zihninizde olduğundan hiç şüpheniz yok. Ve tek başına zihinde olmak, hem zihinde hem de gerçekte var olmaktan daha mükemmel olmadığı için, bu nedenle onun var olması da gerekir. Çünkü yoksa, gerçekten var olan herhangi bir ada, ondan daha mükemmel olacaktır; ve böylece, sizin daha mükemmel olduğunu anladığınız ada da, daha mükemmel olmayacaktır.”

Gaunilo, haklı olarak argüman formuna karşı bir örnek olarak gördüğü mükemmel bir adanın varlığını ortaya çıkarmak için, Anselm’in stratejisini kullanmaya çalışarak ilerlemeye devam etmektedir. Karşı örnek şu şekilde ifade edilebilir:

1. Mükemmel bir adanın, bundan daha büyüğünün hayal edilemeyeceği bir ada olduğu kavramsal bir gerçektir (yani, düşünülebilecek en büyük olası ada).

2. Zihinde bir fikir olarak mükemmel bir ada vardır.

3. Zihinde ve gerçekte bir fikir olarak var olan mükemmel ada, yalnızca zihinde bir fikir olarak var olan bir mükemmel bir adadan daha büyüktür.

4. Böylece eğer mükemmel bir ada, sadece zihinde bir fikir olarak var ise, o zaman mükemmel bir adadan daha büyük bir ada (yani var olan en büyük olası ada) hayal edebiliriz.

5. Ama mükemmel bir adadan daha büyük bir ada hayal edemiyoruz.

6. Bu nedenle, mükemmel bir ada vardır.

Bununla birlikte, Gaunilo’nun argümanının (1). öncülünün tutarsız olduğuna dikkat edelim. Buradaki sorun, bir adayı harika yapan niteliklerin, kavramsal olarak azami nitelikler olmamasıdır. Herhangi bir ada, bir açıdan ne kadar büyük olursa olsun, o adadan daha büyük bir ada hayal etmek her zaman mümkündür. Örneğin, bir kişi bol meyve vermenin, bir ada için harika bir özellik olduğunu düşünürse, o zaman, belirli bir ada ne kadar büyük olursa olsun, her zaman daha büyük bir ada hayal etmek mümkün olacaktır. Çünkü meyve için içsel bir maksimumluk, yani bolluk yoktur. Bu nedenle mükemmel ada kavramı tutarsızdır.

Ancak bu, Anselm’in tasarladığı şekliyle Tanrı kavramı için doğru değildir. Maksimum büyüklükte bir varlık kavramını oluşturan bilgi, güç ve ahlaki iyilik gibi özelliklerin içsel maksimumları vardır. Örneğin mükemmel bilgi, bütün doğru önermeleri bilmeyi gerektirir; Bundan daha fazlasını bilmek, kavramsal olarak imkansızdır. Aynı şekilde mükemmel güç, yapılabilecek her şeyi yapabilmek anlamına gelir ve bir varlığın bundan daha fazlasını yapabilmesi kavramsal olarak imkansızdır.

Öyleyse buradaki genel nokta şudur: Anselm’in argümanı, eğer varsa, yalnızca bir tür içsel maksimumu kabul eden özellikler açısından tamamen tanımlanmış kavramlar için işe yarar. Nitekim C. D. Broad’a göre;

[Hayal edilebilecek en büyük olası varlık kavramı] her pozitif özelliğin, mümkün olan en yüksek derecede mevcut olacağını varsayar. Yani her pozitif özellik, olası yoğunluğunun bazı içsel maksimum veya üst sınırına gelmedikçe, anlamsız laf kalabalığı olacaktır. Bazı büyüklüklerde bu koşul yerine getirilir. Örneğin, herhangi bir uygun fraksiyonun, 1/1 oranını aşması mantıken imkansızdır; ve yine belirli bir “açı” tanımına göre, herhangi bir açının dört dik açıyı aşması, mantıksal olarak imkansızdır. Ancak uzunluk, sıcaklık veya ağrı gibi, içsel maksimum veya üst derece sınırının olmadığı başka özelliklerin de olduğu açık bir şekilde belirlenebilir.

Kavramsal olarak Tanrı kavramı için gerekli olan özelliklerden herhangi biri, içsel bir maksimumluk ifade etmezse, Anselm’in argümanının stratejisi başarılı olamayacaktır. Bu durumda Guanilo’nun mükemmel ada kavramı gibi, ilgili Tanrı kavramı da tutarsız olacaktır. Ancak ilgili büyüklük ve maksimum özellikler, her şeye gücü yetme, her şeyi bilme ve ahlaki mükemmellikle sınırlı olduğu ölçüde (içsel maksimumları kabul eder), Anselm’in mümkün olan en büyük varlık kavramı, Broad ve Guanilo’nun ifade ettiği endişeden kaçınıyor gibi görünüyor.

c. Aquinas’ın Eleştirisi

Aziz Thomas Aquinas (1224-1274), Tanrı’nın varlığının apaçık olduğuna inanırken, Tanrı kavramı hakkındaki iddialardan bunun çıkarılabileceği fikrini reddeder. Aquinas makul bir şekilde, “Tanrı” kelimesini duyan herkesin, -bazılarının kast ettiği Tanrı’nın bedenleşmesini de göz önüne alarak- “bundan daha büyük bir şeyin düşünülemeyeceği bir şeyi ifade etmeyi anlamadığını” savunur. Buradaki fikir şudur ki, farklı insanlar farklı Tanrı kavramlarına sahip olduklarından, bu argüman eğer doğruysa, sadece Tanrı fikrini aynı şekilde tanımlayanları ikna etmek için bir işe yarar.

Thomas Aquinas

Bu eleştirideki sorun, ontolojik argümanın Tanrı’yı tanımlamadan yeniden ifade edilebilmesidir. Bunu görmek için (1). öncülü kaldıralım ve “Tanrı” nın her bir örneğini “Daha büyük hiçbir şeyin tasavvur edilemeyeceği bir varlık” ile değiştirelim. Öyleyse sonuç, bundan daha büyüğünün tasavvur edilemeyeceği bir varlığın var olduğu olacaktır ve bunu Tanrı olarak adlandırmak da oldukça doğaldır. Yine de Aquinas’a göre, ontolojik argümanda ikinci bir problem daha vardır. Aquinas’ın görüşüne göre, herkesin daha büyük bir şeyin hayal edilemeyeceği bir varlık olarak aynı Tanrı kavramını paylaştığını varsaysak bile, “bu, kelimenin ifade ettiği şeyin gerçekte var olduğunu anladığı anlamına gelmez, yalnızca zihinsel olarak var olduğu anlamına gelir.”

Bu biraz belirsiz pasajın doğal bir yorumu, Aquinas’ın Anselm’in argümanının (2). öncülünü, zihnimizde, “daha büyük hiçbir şeyin hayal edilemeyeceği bir varlık” kavramını hayal edebilmemiz mümkün olmakla beraber, neyin olduğuna dair hiçbir fikrimiz olmadığı gerekçesiyle reddetmesidir. Bu cümleler gerçekten anlamlıdır. Nitekim Tanrı, bildiğimiz diğer hiçbir gerçekliğe benzemez; sonlu şeylerin kavramlarını kolayca anlayabilsek de, sonsuz büyüklükte varlık kavramı, sonlu insan anlayışını gölgede bırakır. Elbette “daha büyük hiçbir şeyin hayal edilemeyeceği bir varlık” ifadesini, daha tanıdık olan sonlu kavramlarla ilişkilendirmeye çalışabiliriz, ancak bu sonlu kavramlar, Tanrı’nın yeterli bir tanımı olmaktan uzaktır.

Bununla birlikte argümanın başarısı, daha büyük bir şeyin tasavvur edilemeyeceği bir varlık kavramını tam olarak anlamamıza bağlı değildir. Örneğin bir doğal sayı kavramının, tam bir anlayışına sahip olmadığımız halde (bu ne anlama gelirse gelsin), bundan daha büyük hiçbir şeyin hayal edilemeyeceğini düşünelim, böyle bir şeyin olmadığını görecek kadar iyi anladığımızı düşünelim. Tartışmayı başarılı bir şekilde yapmak için, Anselm’in görüşüne göre, maksimum derecede büyük bir varlık kavramının bundan daha eksiksiz bir şekilde anlaşılmasına gerek yoktur. Kavram tutarlıysa, o zaman kavramın asgari düzeyde anlaşılması bile argümanı kabul etmek için yeterlidir.

d. Kant’ın Eleştirisi: Varoluş Bir Mükemmellik midir?

Immanuel Kant (1724-1804) meşhur itirazını, (3). öncüldeki; sadece zihinde bir fikir olarak var olan bir varlığın, daha büyük olduğu iddiasına yöneltmektedir. (3). öncüle göre varoluş, bir büyüklük özelliği veya bazen de ifade edildiği gibi mükemmellik olarak bilinen bir şeydir. Dolayısıyla (3). öncül; (1) varoluşun bir özellik olduğunu; ve (2) varoluşun somutlaştırılmasının bir şeyi daha iyi yapan diğer şeylerden eşit olduğunu belirtir.

Kant, tamamen biçimsel bir mesele olarak varoluşun bir yüklem olarak işlev görmediği gerekçesiyle (3). öncülü reddeder. Kant’ın dediği gibi:

Açıkça varoluş bir yüklem ya da başka bir şeyin zihnine eklenen bir kavram değildir. Bu sadece bir şeyin ya da içindeki belirli belirlenimlerin varsayımıdır. Mantıksal olarak bu sadece bir yargının koşacıdır.1 Tanrı her şeye kadirdir önermesi, belirli bir nesneye veya içeriğe sahip iki kavram içerir; yani yalnızca yüklemin özne ile ilişkisini belirtir ve kelime ek bir yüklem değildir. Şimdi özneyi (Tanrı), tüm yüklemleriyle (her şeye gücü yetme) alırsam ve Tanrı vardır dersem, Tanrı kavramına yeni bir yüklem eklemem, yalnızca varlığını varsayar veya onaylarım. Bu durumda öznenin, tüm yüklemleriyle birlikte nesneyi, zihnime göre varsaymış olurum.

Buna göre ontolojik argümanın ilk versiyonunda yanlış olan şey, varoluş kavramının yanlış bir mantıksal modelde ele alınmasıdır. Mantıksal bir mesele olarak kavramlar, tamamen mantıksal yüklemler açısından tanımlanırlar. Varoluş mantıksal bir ön koşul olmadığından, Tanrı kavramına ait değildir; daha çok Tanrı kavramını tanımlayan yüklemleri tatmin eden bir şeyin varlığını onaylarlar.

Immanuel Kant

Kant’ın eleştirisi, yüklemlerin ve koşaçların mantığı açısından ifade edilirken (belirsiz bir şekilde), aynı zamanda makul bir metafizik noktaya da işaret ederler. Varoluş bir özellik değildir (diyelim ki kırmızı olmanın bir elmanın özelliği olduğu gibi). Daha ziyade, aşağıdaki anlamda özelliklerin somutlaştırılmasının bir önkoşuludur: yani var olmayan bir şeyin, herhangi bir özelliği somutlaştırması mümkün değildir, çünkü tabiri caizse bir özelliğin yapışabileceği hiçbir şey yoktur. Açıkça hiçbir şeyin niteliği yoktur. X’in bir P özelliğini örneklediğini söylemek, x’in var olduğunu varsaymaktır. Bu nedenle bu akıl yürütme çizgisinde, varoluş büyük bir özellik değildir, çünkü bir nitelik değildir; daha ziyade herhangi bir özelliğin somutlaştırılması için metafiziksel olarak gerekli bir koşuldur.

Ancak varoluşun bir özellik olduğunu kabul etsek bile O, bir şeyi daha iyi yapan türden bir özellikmiş gibi görünmüyor. Bu noktada Norman Malcolm argümanı şu şekilde ifade eder:

Varoluşun bir mükemmellik olduğu doktrini oldukça tuhaftır. Gelecekteki evimin şu anki yalıtımından daha iyi bir şekilde yalıtacağını söylemek mantıklı ve doğrudur; ama eğer evim varsa, yoksa onun daha iyi bir ev olacağını söylemek ne anlama gelebilir? Müstakbel çocuğum dürüst olursa daha iyi bir adam olacak; ama eğer varsa daha iyi bir adam olacak sözünü kim anlayabilir? Ya da Tanrı varsa O, yokluğundan daha mükemmeldir deyimini kim anlayabilir? Biraz anlaşılır bir şekilde, Tanrı’nın var olmasının (kendisi veya insanlık için), onun olmasından daha iyi olacağını söyleyebiliriz. Ama bu farklı bir konudur.

Buradaki fikir varoluşun, diyelim ki sevecenlik özelliğinden çok farklı olduğudur. Sevgi dolu bir varlık, diğer şeyler eşit olsa da, olmayan bir varlıktan daha iyi veya daha büyüktür. Ancak var olan sevgi dolu bir varlığın, diğer şeylerin eşit olduğu durumda, var olmayan sevgi dolu bir varlıktan daha iyi veya daha büyük olduğunu düşünmek çok garip görünüyor. Ancak varoluş, bir şeyin büyüklüğüne katkıda bulunmadığı ölçüde, ontolojik argümanın klasik versiyonu başarısız olur.

3. Anselm’in Argümanının İkinci Versiyonu

Görünüşe göre Proslogion’da, ontolojik argümanın iki farklı versiyonu vardır. İkinci versiyon, varoluşun bir özellik olduğu şeklindeki oldukça sorunlu iddiaya dayanmaz ve bu nedenle klasik versiyona yapılan itirazların çoğundan muaf tutulur. Anselm’in belirttiği şekliyle ontolojik argümanın ikinci versiyonu şu şekildedir:

Tanrı, ondan daha büyük hiçbir şeyin tasavvur edilemeyeceğidir… Ve [Tanrı] kesinlikle öyle gerçekten var olur ki, var olmaması düşünülemez. Zira, varolmadığı düşünülemeyen bir varlığın tasavvur edilmesi mümkündür; ve bu, var olmadığı düşünülebilecek olandan daha büyüktür. Dolayısıyla, daha büyük hiçbir şeyin tasavvur edilemeyeceği bir şeyin var olmadığı düşünülebiliyorsa, bundan daha büyük hiçbir şeyin tasarlanamayacağı şey bu değildir. Ancak bu uzlaşmaz bir çelişkidir. Öyleyse, gerçekten daha büyük hiçbir şeyin varolduğu tasavvur edilemeyecek bir varlık vardır ki, var olmaması bile düşünülemez; ve bu sensin, ey Rab, Tanrımız.

Argümanın bu versiyonu, iki önemli iddiaya dayanmaktadır. Daha önce olduğu gibi argüman, Tanrı’nın daha büyüğünün tasavvur edilemeyeceği bir varlık olduğunu iddia eden bir önermeyi içerir. Ancak argümanın bu versiyonu, ilkinden farklı olarak, varoluşun bir mükemmellik olduğu iddiasına dayanmıyor; bunun yerine gerekli varoluşun bir mükemmellik olduğu iddiasına dayanıyor. Bu son iddia, varlığı gerekli olan bir varlığın, varlığı zorunlu olmayan bir varlıktan daha büyük olduğunu ileri sürer. Aksi takdirde, ikinci anahtar iddia, varolmaması mantıksal olarak imkansız olan bir varlığın, var olmaması mantıksal olarak mümkün olan bir varlıktan daha büyük olduğudur.

Argüman şu şekilde ifade edilebilir:

1. Tanımı gereği Tanrı, daha büyüğünün hayal edilemeyeceği bir varlıktır.

2. Gerçekte zorunlu olarak var olan bir varlık, zorunlu olarak var olmayan bir varlıktan daha büyüktür.

3. Böylece tanım gereği, eğer Tanrı zihinde bir fikir olarak var ise, ancak gerçekte zorunlu olarak varolmuyorsa, o zaman Tanrı’dan daha büyük bir şey hayal edebiliriz.

4. Ama Tanrı’dan daha büyük bir şeyi hayal edemiyoruz.

5. Böylece, eğer Tanrı zihinde bir fikir olarak var ise, o zaman Tanrı zorunlu olarak gerçekte de var olur.

6. Tanrı zihinde bir fikir olarak vardır.

7. Bu nedenle Tanrı, zorunlu olarak gerçekte de var olur.

Bu ikinci versiyon, birincisine göre, Kant’çı eleştirilere karşı daha savunmasız görünmektedir. Başlangıç olarak gerekli varoluşa benzemeyen bu varoluş, açıkça bir özellik gibi görünüyor. Örneğin x’in zorunlu olarak var olduğu iddiasının, belirli özellikleri x’e atfeden bir dizi iddiayı gerektirdiğine dikkat edelim. Örneğin eğer x zorunlu olarak mevcutsa, varlığı herhangi bir varlığın varlığına bağlı değildir (varlığı en azından ebeveynlerinin varlığına bağlı olan koşullu insanlardan farklı olarak). Ve bu, x’in kendi doğasında, varoluş nedenine sahip olmasını gerektiriyor gibi görünüyor. Ancak bu son iddialar, belirli özellikleri açıkça x’e bağlar.

Ve yalnızca belirli bir özelliğe atıfta bulunan bir iddia, belirli özelliklere atıfta bulunan iddiaları gerektirebilir. X’in var olduğu iddiası, x’in en az bir özelliğe sahip olmasını gerektirse de, bu durum bunu açıklamamıza yardımcı olmuyor. X’in var olduğu iddiasından veya x’in en az bir özelliğe sahip olduğu iddiasından, belirli özellikleri x’e atfeden herhangi bir iddiayı sağlıklı bir şekilde çıkaramayız; aslında, x’in en az bir özelliğe sahip olduğu iddiası, x’in var olduğu iddiasından daha fazla belirli bir özelliği ifade etmez. Bu, x’in var olduğu iddiasını, x’in zorunlu olarak var olduğu iddiasından ayırır ve bu nedenle yalnızca ikincisinin bir özelliği ifade ettiğini ima eder gibi görünür.

Dahası, makul bir şekilde gerekli varoluşun büyük bir özellik olduğu ileri sürülebilir. Bir varlığın zorunlu olarak var olduğunu söylemek, onun mantıksal olarak mümkün olan her dünyada ebediyen var olduğunu söylemektir; böyle bir varlık bu dünyada sadece deyim yerindeyse yok edilemez değil, aynı zamanda mantıksal olarak mümkün olan her dünyada yok edilemezdir ve bu, ilk bakışta harika bir özellik gibi görünür. Nitekim Malcolm’un da dediği gibi:

Bir ev hanımının, bir takım son derece kırılgan bir tabağı varsa, o zaman tabak olarak kırılgan olmamaları dışında, her bakımdan onlar gibi başka bir takımdan daha aşağıdırlar. İlk gruptakilerin varlıklarını sürdürmeleri için, nazik bir kullanıma ihtiyaçları vardır; ikinci gruptakiler için bu geçerli değildir. Bağımlılık ve bayalılık ile bağımsızlık ve üstünlük kavramları arasında kesin bir bağlantı vardır. Hiçbir şeye bağımlı olmayan bir şeyin, herhangi bir şekilde herhangi bir şeye bağlı olan herhangi bir şeyden üstün olduğunu söylemek, üstün ve daha büyük terimlerinin günlük kullanımıyla oldukça uyumludur.

Yine de mesele, Malcolm’un düşündüğü kadar net değildir. Diğer şeyler eşit olduğunda, bu dünyada yok edilemez olan bir dizi tabak, bu dünyada yok edilemez olmayan bir dizi tabaktan daha büyük olabilir. Ancak dayanıklılığın, bu dünyada yok edilemez olan bir dizi kap-kacağın büyüklüğüne nasıl bir şey kattığını görmek çok zor. Bizim bakış açımıza göre, aslında yok edilemez olan bir dizi kap-kacağa, dayanıklılık katsak bile, o buna pek bir şey kazandırmayacaktır. Çünkü mümkün olan her dünyada, yok edilemez olan bir dizi kap-kacakla, yapılamayacak hiçbir şey yoktur.

Ve aynısı Tanrı için de geçerli gibi görünüyor. Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, sonsuz (ve dolayısıyla tabiri caizse yok edilemez) kişisel bir Tanrı’nın bu dünyada var olduğunu, ancak diğer bazı dünyalarda olmadığını varsayalım. Böyle bir Tanrı’nın, bazı ilgili açılardan eksik olduğu iddiasını anlamak çok zordur. Tanrı’nın bu dünyadaki yok edilemezliği, Tanrı’nın belli açılardan buna benzeyen mantıksal olarak mümkün tüm dünyalarda ebediyen var olduğu anlamına gelir. Buna benzemeyen bu diğer dünyalardaki varlığın, Tanrı’yı nasıl daha büyük ve dolayısıyla ibadete daha layık hale getireceği açık değildir. Bizim bakış açımıza göre, gerekli varoluş ebedi varoluşa hiçbir değer katmaz. Bu doğruysa, Anselm’in argümanının ikinci versiyonu da başarısız olur.

4. Argümanın Modal Versiyonları

Bununla birlikte, Anselm’in argümanının ikinci versiyonunun, bu tür itirazlara karşı savunulabileceğini varsaysak bile, başka bir sorun daha vardır ve bu çok da ikna edici değildir. Çünkü argümanın sağlam olup olmadığını söylemek güçtür. Bu nedenle, argümanın en önemli çağdaş savunucusu olan Alvin Plantinga şunu ifade etmektedir; “İlk bakışta Anselm’in argümanı, düpedüz rahatsız edici olmasa da, dikkate değer ölçüde ikna edici değildir; bir salon bulmacasına veya kelime büyüsüne çok benziyor.”

Alvin Plantinga

Sonuç olarak, kalıcı önemine rağmen ontolojik argüman, çok az insanı teizme bağlayacak yapıdadır.

Ontolojik argümanın ikna edici gücünü, çağdaş modal mantığın mantıksal yapılarını kullanarak yeniden biçimlendirerek daha şeffaf hale getirmek için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Etkili biri, ontolojik argümanı sınırsız bir varlık olarak Tanrı kavramına dayandırmaya çalışır. Malcolm’un fikirlerinde olduğu gibi:

Tanrı, genellikle sınırsız bir varlık olarak tasavvur edilir. Sınırlandırılamayan, yani kesinlikle sınırsız bir varlık olarak tasavvur edilir… Eğer Tanrı, mutlak sınırsız bir varlık olarak tasavvur edilirse, O’nun varlığı ve işleyişi açısından sınırsız olarak düşünülmelidir… Bu anlayışta, varoluşa girmek veya varlığını sürdürmek için hiçbir şeye bağımlı olduğunu söylemek anlamsız olacaktır. Spinoza’nın gözlemlediği gibi, bir şeyin O’nun var olmasını engelleyebileceğini söylemek de mantıklı olmayacaktır. Nem eksikliği, ağaçların dünyanın belirli bir bölgesinde var olmasını engelleyebilir. Sınırsız bir varlık olarak Tanrı kavramına aykırı bir şey olduğunu varsaymak da… O’nu var olmaktan alıkoyabilir.

Öyleyse Tanrı’nın sınırsız karakteri, onun varoluşunun bu bakımdan bizimkinden farklı olmasını gerektirir: Varoluşumuz nedensel olarak diğer varlıkların (örneğin ebeveynlerimizin) varlığına bağlı olsa da, Tanrı’nın varlığı, nedensel olarak başka herhangi birinin varlığına bağlı değildir.

Dahası Malcolm’un görüşüne göre, sınırsız bir varlığın varlığı ya mantıksal olarak gereklidir ya da mantıksal olarak imkansızdır. İşte bu önemli iddia için argüman şöyle ifade edilir: ya W dünyasında sınırsız bir varlık vardır, ya da W dünyasında yoktur; çünkü başka olasılık yoktur. W’de sınırsız bir varlık yoksa, bu durumda var olmaması, W’nin herhangi bir nedensel olumsal özelliğine referansla açıklanamaz; buna göre, W’nin bu varlığın neden var olmadığını açıklayan hiçbir koşullu özelliği yoktur. Şimdi indirgeme başına, başka bir W dünyasında sınırsız bir varlığın var olduğunu varsayalım. Eğer öyleyse, o varlığın neden o dünyada var olduğunu açıklayan W’nin bazı olası özelliği f olmalıdır. Ancak bu, W’de sınırsız bir varlığın yokluğunun, W’de f’nin yokluğuyla açıklanabileceğini gerektirir; ve bu, W’de varolmamasının nedensel olarak olası herhangi bir özelliğe atıfta bulunularak açıklanamayacağı iddiasıyla çelişir. Bu nedenle Tanrı W’de yoksa, mantıksal olarak mümkün olan hiçbir dünyada Tanrı yoktur.

Tanrı, mümkün olan bir W dünyasında varsa, mantıksal olarak mümkün olan her dünyada sınırsız bir varlığın var olduğu iddiası için çok benzer bir argüman verilebilir (detaylar ilgilenen okuyucuya bırakılmıştır). W ile ilgili sadece iki olasılık olduğu ve biri sınırsız bir varlığın imkansızlığını gerektirdiği ve diğeri de sınırsız bir varlığın gerekliliğini gerektirdiği için, sınırsız bir varlığın varlığının mantıksal olarak gerekli veya mantıksal olarak imkansız olduğu sonucu çıkar.

Öyleyse, Malcolm’un zarif ispat versiyonunu tamamlamak için geriye kalan tek şey, sınırsız bir varlığın varlığının mantıksal olarak imkansız olmadığı önermesidir ve bu yeterince makul görünmektedir. Sınırsız bir varlığın varlığı, ancak sınırsız varlık kavramı kendisiyle çelişiyorsa, mantıksal olarak imkansızdır. Malcolm’un görüşüne göre sınırsız bir varlığın, varlığının kendisiyle çelişkili olduğunu düşünmek için hiçbir nedenimiz olmadığından, bunun sonucu olarak sınırsız bir varlığın, yani Tanrı’nın var olduğu görülür. Argüman temel unsurlarına şöyle indirgenebilir:

1. Kavramsal bir konu olarak Tanrı (yani tanım gereği), sınırsız bir varlıktır.

2. Sınırsız bir varlığın varlığı, ya mantıksal olarak gereklidir ya da mantıksal olarak imkansızdır.

3. Sınırsız bir varlığın varlığı, mantıksal olarak imkansız değildir.

4. Bu nedenle, Tanrı’nın varlığı mantıksal olarak gereklidir.

Malcolm’un argümanının versiyonunun, gerekli varoluşun mükemmel bir özellik olduğu iddiasına dayanmadığına dikkat edin. Daha ziyade, yukarıda gördüğümüz gibi Malcolm, sınırsız bir varlığın varlığına ilişkin yalnızca iki olasılık olduğunu iddia etmeye çalışır: ya gereklidir ya da imkansızdır. Ve onun argümanının, gerekli varoluş niteliğini, bu özelliğin onsuz olacağından daha iyi somutlaştıran bir şey olarak nitelendirmesine hiçbir şekilde dönüşmediğine de ayrıca dikkat edin. Dolayısıyla Malcolm’un argüman versiyonu, Anselm’in gerekli varoluşun bir mükemmellik olduğu iddiasına yönelik eleştirilere açık değildir.

Ancak Malcolm’un argümanının versiyonunun anlaşılması, Anselm’in versiyonlarından çok daha kolay olsa da, itirazlara karşı savunmasızdır. Özellikle (2). öncül, açıkça doğru değildir. Bazı W dünyalarında sınırsız bir B varlığının var olduğu iddiası, açıkça B’nin her zaman W’de var olduğunu (yani, B’nin varlığının W’de sonsuz olduğunu) gerektirir, ancak bu, B’nin zorunlu olarak var olduğunu (yani B’nin mantıksal olarak mümkün olan her dünyada var olması) gerektirmez. Bu iddiayı daha bir şekilde savunmak için, koşullu sonsuz varlık kavramının kendisiyle çelişkili olduğu argümanına ihtiyaç vardır.

Benzer şekilde W’de sınırsız bir B’nin var olmadığı iddiası, açıkça B’nin W’de asla var olmadığını (yani, B’nin var olmadığı W’de her zaman doğrudur) gerektirir, ancak açıkça B’yi gerektirmez ve zorunlu olarak varolmaz (yani B, mantıksal olarak mümkün olmayan bir dünyada yoktur veya B’nin varlığı mantıksal olarak imkansızdır). Aslında, tek boynuzlu atlar gibi mantıksal olarak mümkün olan diğer dünyalarda var olan ve bu dünyada muhtemelen asla var olmayacak birçok varlık vardır. Bu nedenle, Malcolm’un versiyonunun (2). öncülü sorgulanabilir.

Çağdaş modal argümanların belki de en etkili olanı Plantinga’nın versiyonudur. Plantinga, aşağıdaki gibi iki özelliği tanımlayarak başlar: maksimum büyüklük özelliği ve maksimum mükemmellik özelliği:

1. Bir W dünyasında bir varlık, ancak ve ancak W’de her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve ahlaki olarak mükemmel ise maksimum derecede mükemmeldir; ve

2. Bir W dünyasında bir varlık, ancak ve ancak mümkün olan her dünyada azami ölçüde mükemmelse, azami ölçüde büyüktür.

Böylece maksimum büyüklük, mümkün olan her dünyada varoluşu gerektirir: W’de maksimum derecede büyük olan bir varlık, her olası dünyada her şeye kadirdir ve var olmayan varlıklar her şeye kadir olamaz, mantıksal olarak mümkün olan her dünyada maksimum derecede büyük bir varlığın var olduğu sonucu çıkar.

Buna göre işin püf noktası, W dünyasında, azami ölçüde büyük bir varlığın var olduğunu göstermektir. Çünkü bu tür bir varlığın bizimki de dahil her dünyada var olduğu iddiasından hemen hemen aynı sonuç çıkar. Ancak, bir dünyada azami ölçüde büyük bir varlığın var olduğu iddiasının, mantıksal olarak azami ölçüde büyük bir varlık kavramının kendisiyle çelişmediği iddiasına eşdeğer olduğuna dikkat edelim. Çünkü herhangi bir olası dünyada var olmayan tek şey, kavramsal olarak çelişkili özellikler açısından tanımlanan şeylerdir. Bir kare dairenin var olduğu mantıksal olarak mümkün olan bir dünya yoktur (ilgili kavramlar verildiğinde). Çünkü kare olma özelliği, dairesel olma özelliği ile tutarsızdır.

Plantinga’nın görüşüne göre, azami derecede büyük bir varlık kavramı tutarlı olduğu ve bu nedenle muhtemelen örneklendiği için, böyle bir varlığın, yani Tanrı’nın her olası dünyada var olduğu sonucu çıkar. İşte argümanın şematik bir temsili:

1. Azami ölçüde büyük bir varlık kavramı kendi kendine tutarlıdır.

2. 1 ise, maksimum derecede büyük bir varlığın var olduğu mantıksal olarak mümkün olan en az bir dünya vardır.

3. Bu nedenle, maksimum derecede büyük bir varlığın var olduğu en az bir mantıksal olarak mümkün dünya vardır.

4. Mantıksal olarak mümkün olan tek bir dünyada, azami derecede büyük bir varlık varsa, mantıksal olarak mümkün olan her dünyada vardır.

5. Bu nedenle, mantıksal olarak mümkün olan her dünyada, maksimum derecede büyük bir varlık (yani Tanrı) vardır.

Plantinga’nın (4). öncülüne, tartışmalı bir genel modal ilkesinin bir örneği olduğu için bazen itiraz edilir. S5 modal mantık sistemi, şüpheli bir şekilde (4). öncüle benzeyen bir aksiyom içerir:

AxS5: Eğer A mümkünse, A’nın da mümkün olduğu mutlaka doğrudur.

AxS5’in altında yatan sezgi, James Sennett’in de belirttiği gibi, “tüm önermelerin zorunlu olarak modal statüsünü taşıdığıdır.” Ancak bu eleştiri çizgisine göre Plantinga’nın versiyonu, tartışmalı bir modal mantık ilkesine dayandığı için inandırıcı değildir.

Bu eleştirinin temelsiz olduğunu görmek için iki gözlem yapmak yeterlidir. İlk olarak, aşağıdaki önermelerin mantıksal olarak eşdeğer olmadığına dikkat edelim:

PL4 Eğer “Maksimum derecede büyük bir varlık” mümkünse, o zaman “Azami derecede büyük bir varlık” zorunlu olarak doğrudur.

PL4* Eğer “Maksimum derecede büyük bir varlık” mümkünse, “Maksimum derecede büyük bir varlığın var olduğu” mutlaka doğrudur.

PL4, elbette Plantinga’nın (4). öncülünü biraz değiştirirken, PL4* AxS5’in basit bir örneğidir. PL4, PL4* anlamına gelirken (çünkü A her dünyada doğruysa, her dünyada mümkündür), PL4*, PL4 anlamına gelmez; PL4 için açıkça PL4’ten çok daha güçlü bir iddia bulunur.

İkinci olarak (4). öncül için, argümanın tüm önermelerinin zorunlu olarak modal statülerini taşıdığı iddiasına, herhangi bir gönderme yapılmadığına dikkat edelim. Plantinga, gerekli varoluşu maksimal büyüklük kavramının içine inşa eder. Tanımı gereği W’de, maksimum derecede büyük olan bir varlık, her olası dünyada her şeye kadirdir ve bir W dünyasında var olmayan bir varlık, W’de her şeye kadir olamaz. S5 aksiyomu, mantıksal olarak mümkün olan her dünyada maksimum derecede büyük bir varlığın var olduğu iddiasını içerir.

Aslında Plantinga, Malcolm’un yukarıda ele alınan argümanına itiraz etmekten tam da bu nedenle kaçınır. Maksimal büyüklük kavramı, Malcolm’un tanımladığı şekliyle sınırsız varlık kavramının tersine, mantıksal olarak mümkün olan her dünyada (ve dolayısıyla mantıksal olarak mümkün olan her dünyada sonsuz varoluş) doğrudan varoluşu gerektirecek terimlerle tasarlandığından, endişe edilebilecek bir durum yoktur. Bu husus, sınırsızlığın tersine maksimum büyüklüğün, sonsuz varoluştan daha güçlü bir şeyi gerektirip gerektirmediği hakkındadır.

IV. Maksimum Ölçüde Büyük Varlık Kavramı Tutarlı mıdır?

Açıkça görülebileceği gibi, ontolojik argümanın her versiyonu, argümanda anlatıldığı gibi, Tanrı kavramının kendi kendine tutarlı olduğu varsayımına dayanır. Anselm’in argümanının her iki versiyonu da, Tanrı fikrinin (yani, daha büyüğünün kavranamayacağı bir varlık) “zihinde bir fikir olarak var olduğu” iddiasına dayanır.

Benzer şekilde Plantinga’nın versiyonu, maksimum büyüklük kavramının kendi kendine tutarlı olduğu şeklindeki daha şeffaf iddiaya dayanır.

Ancak pek çok filozof, Leibniz’in belirttiği gibi, “bu çok büyük veya tamamen mükemmel varlık fikrinin mümkün olduğu ve hiçbir çelişki içermediği şeklindeki” altta yatan varsayıma şüpheyle yaklaşır. C. D. Broad, bu durumu şöyle ifade eder:

Farz edelim ki, örneğin sadece üç pozitif özellik; X, Y ve Z var. Herhangi ikisinin birbiriyle uyumlu olduğunu; ancak herhangi ikisinin ise, kalanını dışladığını düşünelim. O zaman, her biri mantıksal olarak ondan daha üstün hiçbir şey olmayacak şekilde üç olası varlık olacaktır, yani X ve Y’yi birleştiren biri, Y ve Z’yi birleştiren biri ve Z ve X’i birleştiren biri. Çünkü bunlardan herhangi birinden daha üstün olabilecek tek varlık türü, üç özelliğin (X, Y ve Z) hepsine sahip olanı olurdu; ve hipotezle, bu kombinasyon mantıksal olarak imkansız bir hal alırdı… Bu durumda, tüm olumlu özellikler birbiriyle uyumlu olmadıkça, bu cümle [yani “bundan daha büyük hiçbirinin hayal edilemeyeceği bir varlık”] anlamsızdır; “olası en büyük tam sayı” ifadesi.

Bu nedenle, klasik olarak teistik olan ve mantıksal olarak uyumsuz olan tamamen mükemmel bir Tanrı kavramı için gerekli olan iki büyük yaratıcı özellik varsa, bu kavramın tutarsız olduğu sonucu çıkar.

Burada ontolojik argümanın tüm versiyonlarının, Tanrı’nın aynı anda her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve ahlaki olarak mükemmel olduğunu varsaydığını belirtmek önemlidir. Plantinga gördüğümüz gibi, maksimum mükemmelliği bu tür terimlerle açıkça tanımlar. Anselm, konuyu açıkça ele almasa da, (1) klasik teizmin Tanrısının varlığını göstermeye çalıştığı açıktır; ve (2) Bu yüce yaratıcı her şeye kadir olma, her şeyi bilme ve ahlaki mükemmellik özelliklerini içerir.

Bu sınırlı özellikler kümesinin bile, mantıksal olarak tutarsız olduğunu düşünmek için bir dizi makul argüman vardır. Örneğin, ahlaki mükemmelliğin hem tamamen merhametli hem de tamamen adil olmayı gerektirdiği düşünülmektedir. Ancak bu iki özellik birbiriyle çelişiyor gibi görünür. Kusursuz adil olmak, her insana tam olarak hak ettiğini vermektir. Ancak tamamen merhametli olmak, en azından bazı kişilere hak ettiklerinden daha az ceza vermektir. Eğer öyleyse, o zaman bir varlık tamamen adil ve tamamen merhametli olamaz. Dolayısıyla ahlaki mükemmellik makul göründüğü gibi, tamamen adil ve merhametli olmayı gerektiriyorsa, ahlaki mükemmellik kavramı tutarsızdır.

İlahi önbilgi sorunu, aynı zamanda her şeyi bilme, her şeye gücü yetme ve ahlaki mükemmelliğin tutarlı bir dizi oluşturduğunu reddetmek olarak da görülebilir. Kabaca ifade edilirse, ilahi önbilgi sorunu aşağıdaki gibidir:

Eğer Tanrı her şeyi bilirse, o zaman Tanrı herkesin her an ne yapacağını bilir. t. Bir p kişisinin özgür iradeye sahip olduğunu söylemek, p’nin A’yı yaptığı, ancak A’dan başka yapmış olabileceği en az bir t anı olduğunu söylemektir. Ama eğer A’da t yapan bir p, Bir anda p’nin her şeyi bilen bir Tanrı’nın yanlış bir inanca sahip olduğu sonucunu da ortaya çıkarır ve bu açıkça imkansızdır.

Bu analiz çizgisine göre, bir varlığın aynı anda her şeyi bilme ve her şeye kadir olma gücünü somutlaştırmasının mantıksal olarak imkansız olduğu sonucu ortaya çıkar. Her şeye kadirlik, özgür varlıklar yaratma gücünü gerektirir, ancak her şeyi bilme, bu tür varlıkların var olma olasılığını ortadan kaldırır. Dolayısıyla her şeyi bilen bir varlık, özgür varlıklar yaratma yeteneğinden yoksundur ve bu nedenle her şeye kadir değildir. Tersine her şeye gücü yeten bir varlık, özgür varlıklar yaratma gücüne sahiptir ve bu nedenle, bu tür varlıklar var olsaydı, ne yapacaklarını bilemezdik. Bu açıdan argüman, her şeyi bilme ve her şeye gücü yetmenin mantıksal olarak uyumsuz olduğu sonucuna varır. Bu doğruysa, ontolojik argümanın tüm versiyonları başarısız olur.

yazının orjinal linki: https://iep.utm.edu/ont-arg/ Kenneth Einar Himma, Seattle Pacific University

6. Kaynakça ve İleri Okuma

Anselm, St., Anselm’s Basic Writings, translated by S.W. Deane, 2nd Ed. (La Salle, IL: Open Court Publishing Co., 1962)

Aquinas, Thomas, St., Summa Theologica (1a Q2), “Whether the Existence of God is Self-Evident (Thomas More Publishing, 1981)

Barnes, Jonathan, The Ontological Argument (London: MacMillan Publishing Co., 1972)

Broad, C.D., Religion, Philosophy and Psychical Research (New York: Routledge & Kegan Paul, 1953)

Findlay, J.N., “God’s Existence is Necessarily Impossible,” from Flew, Antony and MacIntyre, Alasdair, New Essays in Philosophical Theology (New York: MacMillan Publishing Co., 1955)

Gale, Richard, On the Nature and Existence of God (Cambridge: Cambridge University Press, 1991)

Hartshore, Charles, The Logic of Perfection (LaSalle, IL: Open Court, 1962)

Hegel, Georg Wilhelm Friedrich, Lectures on the History of Philosophy, translated by E.S. Haldane and F.H. Simson (London, Kegan Paul, 1896)

Kant, Immanuel, Critique of Pure Reason, translated by J.M.D. Meiklejohn (New York: Colonial Press, 1900)

Leibniz, Gottfried Wilhelm, New Essays Concerning Human Understanding, translated by A.G. Langley (Chicago, IL: Open Court Publishing, 1896).

Malcolm, Norman, “Anselm’s Ontological Argument,” Philosophical Review, vol. 69, no. 1 (1960), 41-62

Miller, Ed L., God and Reason, 2nd Ed. (Upper Saddle River, NJ: Prentice-Hall, Inc., 1995)

Pike, Nelson, “Divine Omniscience and Voluntary Action,” Philosophical Review, vol. 74 (1965)

Plantinga, Alvin, God, Freedom, and Evil (New York: Harper and Row, 1974)

Plantinga, Alvin, The Ontological Argument from St. Anselm to Contemporary Philosophers (Garden City, NY: Doubleday, 1965)

Pojman, Louis, Philosophy of Religion (London: Mayfield Publishing Co., 2001)

Rowe, William, “Modal Versions of the Ontological Argument,” in Pojman, Louis (ed.), Philosophy of Religion, 3rd Ed. (Belmont, CA: Wadsworth Publishing Co., 1998)

Sennett, James F., “Universe Indexed Properties and the Fate of the Ontological Argument,” Religious Studies, vol. 27 (1991), 65-79

ANSELM: TANRI’NIN VARLIĞINA DAİR ONTOLOJİK ARGÜMAN

Yazı dolaşımı


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.