HADİSLERDE ÇELİŞKİ İDDİALARI – BÖLÜM 4

1) ilk inen vahiy hangisidir?

İlk vahiy alak suresinin ilk beş ayetidir (1)

İlk inen vahiy müdessir suresidir(2)

Açıklamaya geçmeden önce ek bir bilgi ile başlayalım; bazı müfessirler arasına ilk inen vahyin Fatiha suresi olduğunu iddia edenler de var. Lakin bu bilgi hadislere yani peygambere dayanamadığı için biz bu kısımda sadece müdessir ve alak surelerine değineceğiz. Konuya gelirsek;

İki rivâyet arasında da herhangi bir çelişki mevcut değil, çelişki sanılması siyer bilgisi eksikliğinden kaynaklanıyor diyebiliriz. Şöyle ki; Cebrail tarafında kronolojik olarak ilk defa peygambere oku emriyle başlayan alak suresinin ilk beş ayetini mağarada vahyediliyor. Doğrusu budur, peki mudessir suresine neden ayrıca ilk vahiy deniliyor? Bildiğiniz gibi peygamber mağarada yaşadığı bu olaydan sonra korku ve heyecan içinde eve gidip Hatice annemize beni örtün, diyor. Genelde siyer kitaplarında tam bu kısımda “ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar” ile başlayan mudessir suresi vahyi gelmiş gibi anlatılır. Oysa doğrusu mudessir suresi mağaradan döndükten hemen sonra inmiyor. Çünkü korkudan dolayı örtünün altına gizlenme olayını peygamber iki defa yaşıyor. Ve müdessir suresi ilk örtünme olayında değil ikinci örtünme olayında iniyor. Peygamber alak suresinden sonra evine gidip örtününce başka vahiy gelmiyor ve ilk vahiyden sonra fetret dönemi dediğimiz vahyin inmediği uzun bir dönem oluyor. Bu ara dönem tam olarak bilinmiyor 15-40 gün diyen de var 3 yıl diyen de ama genel görüş 3 ay olduğu şeklinde. Peygamber ilk vahiyden 3 ay sonra yolda yürürken Cebrail’i görünce eve kaçıp örtünün altına tekrardan saklanıyor. İşte bu ikinci örtünme oluyor ve burada da mudessir suresi iniyor. Peygamberimiz bu kısmı şu şekilde anlatır;

Bir gün yürürken gökyüzü tarafından bir ses işittim. Başımı kaldırınca Hira’da bana gelen meleği tekrar gördüm. Semâ ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturmuştu. Çok korktum. Evime dönüp ‘Beni örtün, beni örtün’ dedim. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, ‘Ey örtüye bürünen Resûlüm! Kalk ve insanları Allah’ın azabından sakındır. Rabbini büyük tanı. Elbiseni temiz tut. Azap sebebi olacak günahlardan uzak dur.’ meâlindeki âyetleri indirdi. Artık bir daha vahiy kesilmedi.” (3)

Peygambere mağaradaki ilk vahiyde “insanları uyarma” emri gelmemişti. Yani alak ilk beş ayeti ile herhangi bir tebliğ görevi verilmemişti kendisine. Muddesir suresi ile birlikte “kalk ve uyar” emri geldi ve ilk defa bu sure ile ona tebliğ görevi de verilmiş oldu. Hatta Allah Resulü, peygamber olduğunu ilk kez mudessir suresi ile öğreniyor ve tebliğe de bu sureden sonra başlıyor. (4) Arada geçen o üç ayda ise kendisi de neler olduğunu bilmiyordu. İşte muddesir suresine de ayrıca ilk vahiy denilmesinin sebebi budur. Sonuç olarak; kronolojik olarak ilk vahiy alak 5 ayetidir ama peygamber olduğunu anladığı ve tebliğe başladığı ilk vahiy mudessir suresidir.

2)Aynı günde iki namaz

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Bir günde aynı namazı iki sefer kılmayın.” (5)

Resûlullah (sav) “Sizden biri evinde namazı kılıp sonra da imamı namaz kılmamış bir halde bulursa onunla birlikte yine kılsın. Çünkü o kendisi için nafile olur.” buyurdu.(6)

İlk hadiste kılınmaması söylenirken ikinci hadiste kılınır deniliyor. Peki sizce aynı durumdan mı bahsediyor? Bu mesele basit bir fıkıh meselesi olup İbn Hacer zaten zamanında çelişki diye gösterilen iddiaya gerekli cevabı vermiştir. Şöyle ki; dikkat ederseniz “kıl” diyen ikinci hadiste imamdan bahsediyor yani daha doğrusu cemaat olmaktan bahsediyor. Örneğin tek başınıza öğle farz namazı kıldıktan sonra başka birileri gelip öğleyi cemaat olarak kılmaya niyet ederse siz de cemaat namazının sevabından kazanmak için onlarla tekrar o namazı kılabilirsiniz. İkinci kıldığınız bu namaz ise nafile niyetine geçer ki iki defa farz kılmış da olmuyorsunuz. İlk hadiste ise anlatılan şudur; bir farz namazı kıldınız sonra bir kaç dakika sonra canım sıkıldı ben şu namazı tekrar tek başıma kılayım diyemezsiniz. Kısacası iki hadis arasında herhangi bir çelişki bulunmamaktadır zira biri cemaatle namazdan bahsederken diğeri normal farz namazdan bahseder.

3) Bulaşıcı hastalık var mı?

Hastalık türünden hiçbir şey hiçbir şeye sirayet etmez/bulaşmaz(7)

Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız (8)

İlk yazılan hadise baktığınızda peygamberin bilimsel verilere ters yanlış, bir bilgi verdiği izlenimine kapılabilirsiniz. Hatta bazı ateistler “peygamberiniz bulaşıcı hastalıklar olduğunu bile bilmiyor” şeklinde iddiada bulunabilir ama bu hadis kırpılmış bir şekilde sunulmuştur. Hadisin devamı şu şekilde;

Peygamber bulaşıcı hastalık yok deyince bir bedevi: “Ey Allah’ın Resulu! Nasıl olur? Bir deve sürüsüne, kuyruğu ile hasefesini uyuzlamış bir deve gelince hepsini uyuzlu yapar!” dedi. Peygamber, “Pekala, o zaman ilkini kim uyuzladı? Ne sirayet, ne safer (inancınızda hakikat) vardır. Şurası muhakkak ki, Allah her nefsi yaratmış, onun hayatını, ölümünü, rızkını ve uğrayacağı musibetlerini yazmıştır.” dedi.

Burada dikkat ederseniz peygamber ile bedevi aynı şeyden bahsetmiyor. Evet peygamber de bazı hastalıkların bulaşıcı etkisi olduğunu biliyor nitekim diğer hadiste veba salgını olan yerlerden uzak durulması gerektiğini söylüyor. Bu hadiste ise “peki ilkine nasıl bulaştı” diye sorarak aslında her bulaşıcı hastalığın kader kısmına vurgu yapılıyor. Yani sebepleri ortadan kaldırarak asıl ana meseleye dikkat çekiyor. Nitekim bu yüzden olacak ki Tirmizi kitabında bu hadisi hastalıklar kısmına değil kader kısmına eklemiştir. Hadid 22 ayetinde de şöyle buyuruyor Allah;

Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. (Hadid 22)

Peygamber döneminde peygamber dahil çoğu insan bulaşıcı hastalıklardan haberdardı. Bunun yanında örneğin başka bir hadiste “Cüzzamlıdan, aslandan kaçar gibi kaç.”(9) bir diğer hadiste de “Hastalıklı olan, sakın sıhhatli olanla beraber olmasın.”(10) buyuruyor peygamberimiz. Bu yüzden ilk yazdığımız hadis sizi “kaderimizde varsa hastalık bize bulaşır, o zaman tedbir almaya gerek yok” gibi saçma bir düşünceye sevketmesin. Bir kul olarak tedbiri elden bırakmamak lazım ve Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçmak lazım. Nitekim hz.Ömer Şam’a bir sefer düzenleyeceği esnada orda veba olduğu haberi kendisine gelince seferden vazgeçmiş ve kendisine “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun” diye soran sahabeye de “evet Allah’ın kaderinden Allah’ın başka kaderine kaçıyorum”(11) demiştir.

Sonuç olarak; bulaşıcı hastalıklar vardır ve peygamber çeşitli hadislerde buna karşı önlem alınması gerektiğini dile getirmiştir. Bulaşıcı hastalık yoktur dediği hadiste ise hastalığın mutlak manada bulaşıcı olmadığını, her şeyin ana sebebinin Allah’tan geldiğine dikkat çekilmiştir

4) Ezan nasıl ortaya çıktı?

Hz.Peygamber’in ashabı ile yapmış olduğu istişare sonucu Hz. Ömer’in: “Bir adam çıkarsanız da namazı ilan etse!” teklifinin kabul edilmesi sonucu peygamberimizin: “Ey Bilal! Kalk! Namazı ilan et!” dedi. (12)

İnsanlar çoğalınca, herkesçe bilinecek olan bir şeyle namaz vaktinin duyurulmasının gerektiğini aralarında konuştular. Bunun üzerine Resulullah Bilal’e emrederek ikişer kere söyleyerek de ikamet okumasını emretti (13)

Başka bir rivayette ise sahabeden Abdullah b. Zeyd’in ezanı rüyasında gördüğü ve bunu peygambere bildikten sonra peygamber “Kalk rüyada öğrenmiş olduğunu Bilal’e öğret, demiştir. O sırada evinde olan ve ezanı duyan Hz. Ömer’in de aynı rüyayı gördüğünü peygamberimize söylemesi üzerine peygamberimizin “Elhamdülillah! Şimdi bu daha sağlam oldu” dediği iddia edilmekte ve ezanın çıkış sebebi bu olaya bağlanmaktadır.(14)

Ezan hakkındaki bu hadislerde de çelişki değil tam tersine bu rivayetlerin birbirini tamamlayıcı olduğunu görüyoruz. Şöyle ki; müslümanların sayısı artınca ve artık refaha kavuşunca namaza çağırmak için bir yol, yöntem bulmaya çalışıyorlar. O esnada bazıları ateş yakalım, bazıları boru ile ses çıkaralım derken peygamber bunları kabul etmiyor. Nitekim ateş mecusilerin boru ise Yahudilerin yöntemidir. En sonda yüksek bir yere çıkıp namaza çağırmak şeklinde bir yöntemde karar kılarlar. Bu da ilk olarak Hz.Bilal’in “buyrun namaza buyrun namaza” çağrısı şeklindedir. Yazdığımız ilk iki hadisteki olay da bundan ibaret. Daha sonraları ise sahabeden Abdullah bin Zeyd rüyasında günümüzde de okunan ezanın sözlerini duyuyor ve bunu peygambere haber ediyor. Peygamber bunun hak bir rüya olduğunu söyleyip Bilal’e artık bu şekilde okuması için emir veriyor. Bu esnada ezanı duyan Hz.Ömer hemen peygamberin yanına gidip aynı sesleri rüyasında kendisinin de duyduğunu hatta daha sonraları birkaç sahabe daha aynı rüyayı gördüğünü söylüyor.

Nitekim sahabeler yanlış, batıl bir rüya görmüş olsaydı Allah bunu peygambere vahiyle bildirir, düzeltirdi. Kısacası ilgili hadisler namaza çağrının şekli ile ilgili olayın çeşitli kısımlarını parça parça anlatıyor ve aralarında herhangi bir çelişki bulunmuyor.

5) En faziletli amel

Ya Resulallah! Allah yolunda cihada denk hangi iş vardır? denildi. ‘Ona denk bir iş bulamazsınız’ buyurdu. İki veya üç
defa aynı soruyu tekrarladılar; Resulullah da her defasında ‘Ona denk bir iş bulamazsınız’ cevabını tekrarladı.(15)

Resulullah’a, ‘Hangi amel daha faziletlidir?’ diye soruldu. Allah’a ve Resulüne inanmak’ buyurdu. ‘Sonra hangisi?’ denildi. ‘Allah yolunda cihat etmek’ karşılığını verdi. ‘Bundan sonra hangisi?’ denilince: ‘Allah katında makbul olan hactır’ buyurdular.”(16)

“Ya Resulullah! Hangi amel Allah’a daha sevimlidir? dedim, ‘Vaktinde kılınan namaz’ buyurdu. Sonra hangisidir? diye sordum, ‘Ana babaya iyilik etmek’ diye cevap verdi. Ondan sonra hangisidir? dedim, ‘Allah yolunda cihat etmek’ buyurdular.”(17)

Bir kimse Resulullah’a: ‘Müslümanın hangi ameli daha hayırlıdır?’ diye sordu. Hz. Peygamber de: ‘Tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmen ve selâm vermendir’ buyurdu.”(18)

Bir adam: ‘Ey Allah’ın Resulü, Allah’a hangi amel daha sevimlidir?’ diye sordu. Resulullah: ‘Yolculuğu bitirince tekrar yola başlayan’ cevabını verdi. ‘Yolculuğu bitirip tekrar başlamak nedir?’ diye ikinci sefer sorunca: ‘Kur’an’ı başından sonuna okur, bitirdikçe
yeniden başlar’ cevabını verdi.”(19)

Hadis inkarcıları hadislerde en faziletli amel ile ilgili çelişkili cümleler olduğunu ve bu yüzden de hadislere güvenilemeyeceğini iddia ediyor. Evet cidden de bu konuda farklı hadisler var ama bu çelişki olduğuna delil değildir. Şöyle ki; Eğer aynı anda bu beş farklı hadisin de olabileceği bir senaryo geçerli ise çelişki ortadan kalkar. Nitekim ben bu hadisleri okuyunca çelişki değil tam tersine hadislerde çok ince ve güzel mesaj görüyorum. Cevaba geçmeden önce Sadi Şirazi’den bir kıssa anlatayım;

Zalim hükümdarlardan biri, bir gün ibadet eden birisine sordu; İbadetlerden hangisi daha üstündür? İbadet eden adam “Senin için öğleye kadar uyumak daha iyidir, hiç olmazsa uyuduğun zaman halka eziyet edemezsin”

Bu kıssadaki ince mesajın benzerinin bu hadislerde olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki; aslında peygamber aynı soruya, sahabedeki eksikliklere göre farklı cevaplar vermiş olabilir. Yani “en faziletli ibadet” ile ilgili verilen cevaplar genel değil de kişiye göre değişliklik gösteriyor. Nasıl yani? Şöyle ki; örneğin soruyu soran sahabe cihada katılmaktan çekinen bir sahabe ise peygamber “en faziletli amel cihad etmektir” derken eğer soruyu soran sahabe anne, babası ile arası kötü biri ise de o zaman “en faziletli amel anne ve babaya iyi davranmaktır” şeklinde cevap vermiş olabilir. Veya soruyu soran kişinin namazında aksaklıklar varsa o zaman da “en faziletli amel namazları düzenli kılmaktır” demiş olabilir. Zira amel yönünden kişideki en büyük eksiklik neyse o kişi için en faziletli amel o eksikliği tamamlamaktır. Bu yüzden ince ve derin bir mesaj içeren bu cevaplar aslında verilecek en doğru cevaptır ve aralarında hiçbir çelişki bulunmamaktadır.

Kaynakça

1)Buhari, bed’ul vahiy, Enbiya 21

2)Buhari, bed’ul vahiy, bed’ul hak

3)Müslim, iman; 73

4)Hak Dini Kur’ân Dili, VIII/5944

5)Ebu Davud, Salat 68, (579); Nesai, İmamet 56, (2,114)

6)Ebu Davud, Salat, Salat, 575; Tirmizî, salât 49; Nesâî, imame 54; Dârimî, salât 97; Ahmed b. Hanbel, 4/161

7)Tirmizi, Kader 9, (2144).

8)Buhari, Tıbb 30, Enbiya 50, Hiyel 13; Müslim, Selam 92, (2218); Tirmizi, Cenaiz
66, (1065).

9)Buhari, Tıbb 19.

10)Buhari, Tıbb, 54; Müslim, Selam, 104.

11) Buhari, Tıbb 30

12)Buhari, Ezan 1; Müslim, Salat 1, (377); Tirmizi, Salat 139, (190); Nesai, Ezan 1, (2,
2-3).

13)Buhari, Ezan 2, 3, Enbiya 50; Müslim, Salat 3, (378); Ebu Davud, Salat 29, (508);
Tirmizi, Salat 141, (193); Nesai, Ezan 2, (2, 3).

14)Ebu Davud, Salat 28,30, (499,512); Tirmizi, Salat 139, (189)

15)Buhari, Cihad 1; Müslim, İmare 110; Tirmizi, Fezailü’l-cihad 1; Nesai, Cihad 17.

16)Buhari, İman 18, Hac 4, Tevhid 47; Müslim, İman 135; Tirmizi, Fezailü’l–cihad
22; Nesai, Hac 4, Cihad 17.

17)Buhari, Mevakit 5, Cihad 1, Edeb 1, Tevhid 48; Müslim, İman 137-139; Tirmizi,
Salat 14, Birr 2; Nesai, Mevakit 51.

18)Buhari, İman 6, 20; İsti’zan 9, 19; Müslim, İman 63; Nesai,İman 12; İbn Mace,
Et’ime 1.

19)Tirmizi, Kıraat 4, (2949)

HADİSLERDE ÇELİŞKİ İDDİALARI – BÖLÜM 4

Yazı dolaşımı


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.