HADİSLERDE ÇELİŞKİ İDDİALARI – BÖLÜM 3

1)Çekirge yenir mi?

Resûlullah (sav) ile beraber gazveye çıkmıştık. Gazve esnasında peygamber ile birlikte çekirge yedik.” (1)

Çekirgeyi ne yerim ne haram kılarım (2)

Bu iddiada öncelikle şunu belirtelim; ikinci yazdığım hadiste yani Ebu Davud’da geçen hadiste, Ebu Davud bu hadisin mürsel olduğunu eklemiştir. Mürsel hadis, sahabe ravisi eksik olan hadislere denir. Peki mürsel hadis olması zayıf olduğu anlamına gelir mi? Hayır her zaman gelmez zira hadisi getiren diğer raviler de araştırılır veya bunun dışında adalet, zabt, illet ve şazz gibi konulara da bakılır.

Ama bu hadis için Ebu Hanife’nin sıhhat şartlarından gidersek şöyle ki; burda mürsel hadis aynı zamanda peygamberin çekirge yediğini söyleyen hadisle ters düştüğü için zayıf mürsel kısmına girer ve onunla amel edilmez. Bu yüzden burda ilk hadis yani peygamberin çekirge yediğini söyleyen hadis dikkate değer olandır. Ama farz edelim ki ortada mürsel bir durum söz konusu olmasaydı yani her iki hadis sahih olsaydı bile çelişki olduğu iddia edilemezdi.

Şöyle ki; hadis inkarcılarının asıl sorunu bu hadislerin hepsinin aynı anda ve aynı koşullarda söylendiğini sanmasıdır. Oysa örneğin durum şu şekilde olabilir; peygamber çekirge sevmiyordur ve bir gün rastgele çekirge yemediğini dile getirmiştir. Başka bir zamanda savaşta iken zorunlu durumlardan dolayı çekirge yemiş olabilir. Belki de yiyecek başka birşey bulamamışlardır ki ilk hadisin savaş zamanı ile ilgili olduğu zaten hadiste belirtilmiş. Veya savaş durumu olmasaydı bile çelişki iddiasında bulunulamazdı; zira peygamber bugün çekirge sevmediğini, yemediğini söylerken bundan birkaç yıl sonra kararını değiştirip yemiş de olabilir. Bizim de hayatımızın dönemlerinde bu tür basit karar değişiklikleri olmuyor mu?

Sonuç olarak; eğer iki hadis sahih olsaydı bile çelişki olduğu iddia edilemezdi zira iki hadisin de aynı zamanda aynı şartlar altında söylendiğine delil yok.

2)Peygamberimiz Yüzüğünü Hangi Eline Takardı?

Resulullah (sav) yüzüğünü sağ eline takardı.(3)

Resulullah (sav) yüzüğü sol eline takardı ve kaşını avucunun içine getirirdi. (İbnu Ömer de böyle yapardı)(4)

Her iki hadiste de Ebu Davud’da geçer ve bunun dışında diğer hadis alimlerinde de benzer hadisler geçer. Peki hadis inkarcıları bunu da mı çelişki olarak sunuyor? Evet sunuyor maalesef, örneğin Emre Dorman’ın Allah’a öğretilen din adlı kitabında bu iki hadise de hadis çelişkileri başlığı altında değinilmiş(5)

Hepinizin de farkedeceği gibi burda çelişki olması mümkün değildir. Zira peygamber bir gün yüzüğü sağ başka gün de sol eline takmış olabilir hatta aynı anda bir yüzüğü sağ eline diğerini sol eline takmış da olabilir. Hangi ele yüzüğü taktığınız önemli değil zira bu dini bir mesele de değil peygamberin kendi şahsi zevkidir. Hadislerin itibarını zedelemek için bu tür iddialarda bulunmak ancak iddia sahibini komik duruma düşürür.

3)Peygamber Dağlamayı yasakladı mı

Resulullah buyurdular ki: “Şifa üç şeydedir: Bal şerbeti, kan aldırma, ateşle dağlama. Ancak ümmetimi dağlamaktan menediyorum.(6)

Resulullah, Sa’d İbnu Zürare’yi sivilce sebebiyle dağladı.(7)

Gördüğünüz gibi bir hadiste peygamberin dağlama ile tedaviyi yasak ettiği diğerinde ise birini dağladığı geçiyor. Önce dağlama nedir kısaca ona değinelim; dağlama geçmiş dönemlerde uygulanan bir tedavi yöntemi olup akan kanı durdurmak, kurutmak için vücûdun yaralı kısmını kızgın bir âletle veya yakıcı maddelerle yakma işlemine denir.

Peki peygamber bu tedavi yöntemini yasakladı mı? İbni Hacer dağlama için şöyle der;

Dağlama, eskiden beri Araplar arasında kullanılan bir tedavî metodu olmasına rağmen, hastaya fazla acı çektirdiği için Araplar arasında “Dağlama en son tedavi şeklidir.” sözü meşhur olmuştur(8)

Hattabi ise peygamberin dağlamayı neden yasaklandığına şöyle iki gerekçe getiriyor;

1) Hz. Peygamber’in dağlama yoluyla tedaviyi yasaklamasının bir se­bebi de cahiliye araplannın, “Nerede olsanız, sağlam kaleler içinde bulun­sanız yine ölüm sizi bulur” (Nisa/78) kaziyye-i ilâhiyesine aykırı olarak, ölüm ve ka­lımı Allah’ın irade ve kazasına değil de tamamen maddî sebeplere bağlama­ları ve dağlamanın ölüme karşı kesin bir çare olabileceğine dair inançları idi.Oysa bütün tedavi yöntemleri kesin sonuç almak için yeterli ve mutlak sebep değil, ancak şifa için Allah’ın izni ve iradesi dahilinde birer vasıtadan ibaretti.Hz. Peygamber işte bu sözü geçen yanlış inançla kendisine başvurulan dağlama ile tedavi yolunu yasaklamıştı.

2) Hz. Peygamber’in bu tedavi yolunu yasaklamasının diğer bir sebebi de onların daha hastalık gelmeden önce hastalıktan korunmak maksadıyla kendilerini dağlamayı bir adet haline getirmiş olmalarıydı. Oysa zaruret ol­madan vücudu dağlattırmak mekruhtur.Bir ihtimal uğruna böylesine tehlikeli bir tedavi yolunu göze almanın yanlışlığını açıklamak icap ediyordu. İşte Hz. Peygamber’in dağlama ile il­gili olarak getirdiği yasağın bir sebebi de bu idi.(9)

İbn Kuteybe ise kendi dönemindeki hadis inkarcılarına, benzer bir cevap vermiştir. Şöyle diyor ibn Kuteybe;

Burada herhangi bir uyuşmazlık yoktur. Her bir hadisin yeri vardır. Oraya konulduğu zaman uyuşmazlık ortadan kalkar. Dağlamak iki çeşittir: Birisi, acemlerin pek çoğunun yaptığı gibi hastalığa yakalanmamak, has­ta olmamak için sağlam birisini dağlamaktır. Onlar çocuklarını ve gençleri­ni kendilerinde hastalık olmadığı halde dağlarlar. Bu dağlamanın onların (ço­cukların) sıhhatini koruyacağını ve hastalıkları onlardan uzaklaştıracağını zannederler. İşte peygamberin yasakladığı dağlama budur. Diğer dağlamaya gelince; yara iltihaplandığı ve kan akıp kesilmediği zaman yarayı dağlama, karında ve bedende su toplandığı zaman damarların dağlanması da böyledir. İşte peygamberin izin verdiği dağlama da budur.(10)

Sonuç olarak gördüğünüz gibi dönemin hadis alimleri meselenin detayına inip peygamberin hangi dağlamayı yasakladığına açıklık getirmiştir. Kısacası; dağlama zor bir yöntem olduğu icin tedavi yöntemi olarak son çare olarak kullanılabilir ama hastalık olmadığı halde bunu yapmak hele ki adet edinmek yasaktır. Bunun dışında; günümüzde modern tedavi yöntemleri olduğu için dağlama gibi tedavilere gerek duyulmaz. Nitekim peygamber başka bir çare olduğu sürece bu tedaviyi tavsiye etmediği için günümüzde de bu yönteme başvurmak yasaktır diyebiliriz.

(dağlamak ile ilgili bu yazımız https://www.ateistlerecevap.org/ sitesine aittir)

4) Sürme çekme

Resulullah’ın bir sürmedanı vardı. Her gece şu gözüne üç, öbür gözüne de üç kere sürme çekerdi(11)

Üç kere sağ gözüne çekerdi, onunla başlar, onunla bitirirdi. Sol gözüne de iki kere çekerdi(12)

Her iki hadis hadis kitaplarında ard arda aynı bölümde geçer ki bu hadisler arasında hiçbir zaman çelişki olamaz. Nitekim bu olay da peygamberin yüzüğü hangi eline taktığı meselesi ile aynı doğrultuda. Peygamberin gözlerine sürme çekmesi kendi şahsi isteği olduğu gibi hangi gözüne ne kadar sürme çekeceği de kendi isteğine kalmış. Örneğin bir gün her iki gözüne de üçer defa çekmiş iken başka gün sağ gözüne üç sol gözüne ise iki defa sürme çekmiş olabilir. Hatta hadislerde geçmese de belki de başka gün hiç sürme çekmemiş veya belki de beş defa çekmiş olabilir. Sonuç olarak her halükarda çelişkiden bahsedilemez.

5)Uyku abdesti bozar mı?

Resulullah’ın ashabı uyurlar, sonra abdest almadan namaz kılarlardı.(13)

Gözler, halkanın bağıdır, öyleyse uyuyan abdest alsın.(14)

Bu iki hadis arasında çelişki bulunmaz ki zira ilk hadis eksik sunulmuştur. İlk hadiste sahabenin oturarak uyuduğu yani kestirme dediğimiz durum söz konusudur. Peki ne değişti?

Şöyle ki; aslında uyku hiç bir zaman abdesti bozmaz, abdesti bozan gaz çıkışıdır. Kişi uykuda iken bunun farkında olmadığı için tedbir amaçlı uyuyan kişinin abdest alması gerekir. Ama oturarak veya kafası önüne düşmüş halde uyuyan yani kestiren kişinin yada uyku uyanıklık arası iken kişinin gözleri kapansa dahi abdest almasına gerek yoktur. Abdest alınan uyku, uzanırken ki uykudur ki nitekim bu pozisyonda organlar gevşer ve gaz çıkışı daha kolay olduğu için abdest alınması gerektiği söylenir hadislerde.

İlgili diğer hadisler şu şekilde;

Oturarak uyuyan kimsenin abdest almasına gerek yoktur. Çünkü abdest alma gereği yanı üzere yatarak uyuyan kimse içindir. Zira yanı üzere yatarak uyuyan kimsenin mafsalları gevşer.” (15)

Bir diğer hadiste;

Secde hâlinde iken uyuyan bir kimseye, yanı üzere yatmadığı sürece abdest almak gerekmez. Yanı üzere yattığı takdirde ise mafsalları gevşemiş olur.” (16) 

Bu hadisleri de göz önüne aldığımızda meselenin tam olarak ne olduğu da açıkça ortaya çıkıyor. Son yazdığımız iki hadisi gizleyip, ilk yazdığımız iki hadisi de kırparak çelişki iddiasında bulunmak kendine müslüman diyen birine yakışır mı, bu kısım da size kalmış. Sonuç olarak; kestirme şeklindeki uykuda abdest alınmasına gerek olmazken uzanırken ki uyku sonrası abdest alınmasına ihtiyaç var.

ikinci bölüm için bakınız; https://www.islamicrophone.com/2020/09/08/hadislerde-celiski-iddialari-bolum-2/

Hadis Kaynakları

1)Buhari sayd, 13; müslim sayd, 52
2)Ebu Davud, et’ime, 35
3)Ebu Davud, Hatem 5, (4226); Nesai, Zinet 49, (8,175)
4)Ebu Davud, Hatem 5, (4227,4228)
5)Emre Dorman, Allah’a öğretilen din, syf:134
6)Buhari, Tıbb 3.
7)Tirmizi, Tıbb 11, (2051)
8)İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi
9)İbn Kuleybe, Hadis Müdafaası, 432-434
10)İbn Kuleybe, Hadis Müdafaası, 432-434
11)Tirmizi, Libas 23, (1757), Tıbb 9, (2049); İbn Mace, Tıbb 25, (3497); Ebu Davud, Libas 16, (4061)
12)Tirmizi, Libas 23, (1757), Tıbb 9, (2049); İbn Mace, Tıbb 25, (3497); Ebu Davud,Libas 16, (4061).
13)Müslim, Hayz 125, (376); Ebu Davud, Taharet 80, (200); Tirmizi, Taharet 58, (78).
14)Ebu Davud, Taharet 80, (203).
15)Ebu Dâvud, Tirmizî ve Darekutnî rivayet etmişlerdir. Neylü’l-Evtâr, I, 193.
16)Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir, Neylü’l-Evtâr, I, 193.

HADİSLERDE ÇELİŞKİ İDDİALARI – BÖLÜM 3

Yazı dolaşımı


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.