HADİSLERDE ÇELİŞKİ İDDİALARI – BÖLÜM 1

1) PEYGAMBERE EFENDİ DENİLİR Mİ?

Bazı hadis inkarcıları “efendi” sözcüğünün sadece Allah için kullanılması gerektiğini hz.Muhammed(sav) için “peygamber efendimiz” tabirinin şirk olduğunu iddia ederler. Ayrıca bunun yanında hadislerde bu konuyla çelişkili ifadeler bulunduğunu iddia ederler. Buyrun ilgili hadislere bakalım öncelikle;

Peygambere “Sen bizim efendimizsin!” diye hitap ettik. Allah Resulü; “Efendi, Allah’tır!” buyurdular. (1)

Ben ademoğlunun efendisiyim. Bunu söylemem övünmek değildir. (2)

Bir soru ile başlayalım; her iki hadis de Ebu Davud’da geçer, peki sizce Ebu Davud iki hadisi yazarken çelişkiyi fark edemedi mi? Yoksa başka bir cevabı mı var? Ayrıca ek olarak şu bilgiyi de verelim; buna benzer olarak efendi sözcüğü başka bir rivayette de Hz.Ebubekir için kullanılmıştır. Yine bir rivayette Hz.Hamza için “şehitlerin efendisi” olarak kullanılmıştır.Cevaba gelirsek;

Burda asıl önemli olan “efendi” sözcüğüne yüklediğiniz anlamdır. Eğer efendi sözcüğünü “sahibi” ve “ilahı” gibi anlamlarda kullanıyorsanız ilk hadisteki gibi “efendi Allah’tır” yani hepimizin sahibi Allah’tır demeniz lazım. Ama diğer rivayetlerde ise efendi sözcüğü önder, lider gibi anlamlarda kullanıldığı için peygamber veya herhangi bir halife için kullanılmasında sorun görülmemiş. Nitekim benzer rivayetlerden peygamberin hem bu dünyada hem de kıyamette insanlara önder olduğu geçer.

Bunun yanında, hadisin Arapça’sında da “efendi” sözcüğü “rab” olarak değil “Seyyid” olarak geçer. Hadisin ingilizce çevirisinde de ilgili sözcük rab veya god(tanrı) olarak değil lord yani kral, önder anlamında çevrilmiş. Kısacası bu anlamdaki efendi sözcüğünün insanlar için kullanılmasında bir sorun yok.

Nitekim bizzat Kur’an’da da buna benzer örnekler var. Örneğin; Ali İmran 39 ayetinde hz.Yahya için “seyyiden” yani efendi ibaresi kullanılıyor. Peki hadis inkarcılarına soralım; sizce bu ayette de Allah haşa Yahya peygambere ilah mı demiş oluyor? Yine örneğin Yusuf 23 ayetinde hz.Yusuf, Züleyha’ın eşini kastederek “o benim efendimdir” diyor. Peki sizce Yusuf peygamber, Mısır’ın azizini ilah olarak mı görüyordu? Ne diyorsunuz, hz.Yusuf da şirk mi işledi şimdi?

Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, EFENDİ, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler.(Ali İmran 39)

Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim EFENDİMDİR, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi. (Yusuf 23)

Günümüzde ise bu kelime “bey” anlamına yakın bir anlamda da kullanılır. Örneğin Agâh efendi, kemallettin efendi gibi. Yine örneğin garsonların bir müşteri karşısında “buyrun efendim, tabi efendim” gibi kalıpları sık sık kullandığına şahit olmuşuzdur. Peki sizce garsonlar müşterileri tanrı olarak mı görüyor? Veya bu kelimeyi kullandığı için dinden mi çıkmış oldular? Peki bunlara karşı değilken efendi sözcüğünün peygamber için kullanılmasından neden rahatsız oluyorsunuz? Korkmayın ve tekrarlayın; peygamber efendimiz, peygamber efendimiz, peygamber efendimiz

2) CEMAATLE NAMAZ KAÇ KAT SEVAP?

Sünnet inkarcılarının hadisleri itibarsızlaştırmak için çelişki diye sundukları bir diğer mesele de cemaatle kılınan namazın sevabı ile ilgili hadisler. Buyrun ilgili hadisleri vererek başlayalım;

Kişinin cemaatle kıldığı namazın sevabı evinde ve çarşıda (iş yerinde) kıldığı namazından yirmi beş kat fazladır.(3)

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Cemaatle kılınan namaz, ayrı kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür.”(4)

Gördüğünüz gibi hadislerden biri 25 kat derken diğeri 27 kat sevap diyor. Önce şu bilgiyi de verelim; bu iki hadis de hem Buhari’de hem Müslim’de geçiyor. Ayrıca ilk yazdığımız hadis Ebu Davud ve Tirmizi’de de geçer. Çelişki iddiasını açıklamaya başlamadan önce cemaetle kılınan namazın neden daha sevap olduğuna da kısaca değinelim. Bildiğiniz gibi İslam dini ümmet olma bilincine, müslümanların birlikte hareket etmesine hayatın her alanında önem verir. Bu aynı şekilde kılınan namazda da böyledir. O yüzden müslümanların sanki araları kötüymüş gibi ayrı ayrı namaz kılmaları yerine birlikte aynı safta namaz kılması daha sevaptır. Omuzların dip dibe getirilip namaz kılınması sembolik olarak birliğimizi ve dayanışmamızı gösterir.

Peki bu iki hadis çelişkili mi? Veya ikisinden hangisi doğru?

İki hadis de sağlam yollarla sahih olarak bize ulaşmıştır ama açıkçası net olarak hangisi doğru veya hangi durumlarda 25 hangi durumlarda 27 kat sevap kazanılır tam olarak bilinmiyor. (Veya bir açıklaması varsa da ben gözden kaçırmış olabilirim) Sadece ibni Hacer bu iki hadis arasındaki farka kendince sekiz mantıklı sebep getiriyor. Bu yazıda sekiz sebepten ikisine değinmeyi uygun görüyorum çünkü bu iki sebebin hadislerden, sünnetten dayanağını bulabildim.

Başlayalım;

a) ibni Hacer’in görüşlerinden biri şu şekilde; sabah ve yatsı namazının cemaat olarak kılınmasında 27 diğer namazlarda ise 25 kat sevap vardır

Peki sekiz maddeden neden bunu seçtik? Şöyle ki; müslim ve Ebu Davud’da ayrıca şu şekilde bir hadis var;

Resulallah (sav)’ı işittim, şöyle diyordu: “Kim yatsıyı bir cemaat içinde kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibi olur, kim de sabah namazını bir cemaat içinde kılarsa sanki gecenin tamamını namazla geçirmiş gibi olur.”(5)

Şimdi tam bu noktada üç hadisi toplu olarak önümüze koyup şöyle bir argüman kuralım;

ı) Buhari cemaatle kılınan namazın ya 25 yada 27 kat sevap olduğunu naklediyor

ıı) müslim ve Ebu Davud sabah ve yatsı namazlarının cemaatle kılınmasının özellikle daha önemli olduğunu naklediyor

ııı) Sonuç; demek ki 27 kat olan sabah ve yatsı namazlarında, 25 kat olan ise diğer namazlarda geçerli

Şimdi de ibni Hacer’in ikinci görüşünü ele alalım;

b) ibni Hacer diğer görüşü şu şekilde; cemaatle namaz kılma niyetiyle mescide daha uzak bir yerden gelen yani daha fazla zahmete katlanan için 27 kat, yakın yerden gelen veya zaten mescitte olanlar için 25 kat sevaptır

Peki sekiz görüş arasında seçtiğimiz ikinci görüş neden bu? O da şu şekilde; Buhari’de çelişkili olarak iddia edilen iki hadisten hemen sonra şu şekilde bir hadis var;

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Namazda en çok sevap alan kimse, en uzak olanlarıdır, yürüme yönüyle en uzaktan gelenler, imamla kılıncaya kadar namazı bekleyen kimse, hemen kılıp sonra da uyuyandan daha çok sevaba mazhardır.” (6)

Şimdi benzer bir argüman da bunun için kuralım;

ı) Buhari cemaatle kılınan namazın ya 25 yada 27 kat sevap olduğunu naklediyor

ıı) Buhari başka bir hadiste mescide uzaktan gelenin daha fazla sevap alacağını naklediyor

ııı) Sonuç; demek ki 27 kat sevap alan mescide uzaktan gelen, 25 kat alan ise mescide yakın olanındır

Peki buna rağmen yine de çelişki olduğu iddia edilebilir mi?

Hayır, çelişmezlik yasasına göre kurduğumuz argümanlar sayesinde çelişki ortadan kalkıyor. Zira mantıksal çelişkiyi çürütmek için iki olasılığın aynı anda var olabileceği tek bir mümkün senaryo tasavvur etmek bile yeterli. Ki gördüğünüz gibi bizzat hadislerden kaynak getirerek iki mantıklı gerekçe sunabiliriz. Çelişki olabilmesi için iki hadisin de aynı senaryoya ait olduğunu ve aynı koşullar altında olduğuna delil olmalı. Basit bir örnek vereyim; örneğin “sadece yağmur yağdı” ve “sadece kar yağdı” cümleleri de çelişki değildir ama eğer “23 Mart 2015 yılında İstanbul’da sadece yağmur yağdı” ve “23 Mart 2015 yılında İstanbul’da sadece kar yağdı” şeklinde olsaydı o zaman bu iki cümle çelişkili olurdu. Aynı şekilde eğer hadisler “her şartta ve koşulda cemaatle namaz 27 rekattır” ve “her şartta ve koşulda cemaatle namaz 25 rekattır” şeklinde olsaydı o zaman çelişki denilebilirdi. Oysa böyle bir durum söz konusu değildir. Sonuç olarak bu iki hadis arasında çelişki olduğu iddia edilemez.

3) PEYGAMBERLER ARASINDA FARK VAR MI?

iddia: Hadislerden birinde peygamberlerin birbirine üstünlüğü olmadığı yazarken diğerinde hz.muhammed’in üstün olduğu geçiyor. Bu tür çelişkilerin olduğu hadisler İslam dininde kaynak olamaz

Önce ilgili hadislere bakalım;

Ebu Sa’id(ra) anlatıyor: “Resûlullah(sav) buyurdular: “Peygamberlerden birini diğerine üstün kılmayın.” (7)

(Kıyamet günü) Ademoğlunun Allah’a en kerim olanı da benim. Bunda fahr yok!”(8)

Not: İkinci yazdığımız yani Tirmizi’de geçen hadiste peygamberin hesap günü insanların hatibi olacağı geçiyor. O yüzden parantez içine “kıyamet günü” yazdık.

Konuya gelirsek; peygamberler arasında derece, rütbe olarak fark var nitekim bu hem ayetlerden hem de hadislerden çok net bir şekilde anlaşılıyor. Hatta bu iki hadisteki duruma benzer bir durum ayetlerde de olduğu için isterseniz bu iddiayı ayetler üzerinden anlatalım.

Benzer şekilde bakara 285 ayetinde peygamberler arasında fark olmadığı geçerken bakara 253, İsra 55 ayetlerinde ise bazı peygamberlerin diğerlerine göre daha üstün olduğu geçer. Hadis inkarcıları ilgili hadislerde çelişki olduğunu iddia ettiği gibi gibi ateist, deistler de bu ayetleri çelişki olarak sunuyor.

Buyrun bakara 285 ayeti ile başlayalım;

Peygamber de, iman edenler de O’na indirilene inandı. Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. “O’nun peygamberlerinden hiçbirinin arasında fark görmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Affını dileriz ey Rabbimiz, Dönüş sanadır” dediler. (Bakara 285)

Üstünlük olduğunu bildiren ayetler ise şu şekilde;

İşte Biz, o resûllerden bir kısmını, diğerlerinin üzerine faziletli kıldık. Allah, onlardan kimiyle konuştu, kimini de derecelerle yükseltti (bakara 253)

Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Andolsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik (İsra 55)

Peki bu meselenin tam olarak açıklaması nedir?

Şöyle ki; bakara 285 ayeti aslında bütün peygamberlerin aynı derecede olduğunu söylemiyor. Eğer o ayete dikkatli bakarsanız ayet “peygamberlere itaat ve imandan” bahsediyor. İman ve itaat açısından aralarında fark olmadığı bildiriliyor. Örneğin bir müslüman “ben hz.nuh’a iman ve itaat ediyorum ama hz.idris’e iman ve itaat etmek istemiyorum” diyemez. Biz Müslümanlar olarak Hz.muhammed’e nasıl iman ve itaat ediyorsak diğer önceki bütün peygamberlere de aynı şekilde fark görmeden iman ve itaat ediyoruz.

Hristiyanlar veya yahudiler gibi kimine iman ederken kimini inkar etmiyoruz. Ama konu birbirlerine olan üstünlük, görev, rütbe olunca bakara 253 ve İsra 55 ayetlerinin de dediği gibi tabiki aralarında fark var. Örneğin önceki peygamberler belirli kavimlere gönderilirken son peygamberin bütün insanlığa gönderilmesi bir rütbe farkıdır.

Ayrıca iman olarak aralarında fark olmadığı Nisa 150-152 ayetlerinde de açıkça geçiyor;

Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükâfatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.(Nisa 150-152)

Bunun yanında peygamberleri ahlaki konularda da birbirine üstün tutmayı uygun görmüyoruz. Örneğin “hz.Yusuf, Hz.İsmail’den daha dürüsttür” gibi ifadeler de uygun değildir. Karşılaştırma sadece Allah’ın onlara verdiği görevlerde olur.

Sonuç olarak; birinde iman diğerinde görev açısından yani iki farklı konuda peygamberler kıyaslanmış ve konu farklı olunca karşılaştırma sonucu da farklı olabilir. Hadislerde de aynı durum söz konusudur ve ne ayetlerde ne de hadislerde çelişki söz konusu değildir

4) KADİR GECESİ SON KAÇ GÜN?

Sünnet inkarcılarının hadisleri itibarsızlaştırmak için çelişki diye sundukları bir diğer mesele de kadir gecesi ile ilgili hadisler. Buyrun ilgili hadisleri vererek başlayalım;

Önce ilgili hadislere bakalım;

Siz Kadir Gecesi’ni ramazanın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız(9)

Öyleyse kadir gecesini aramak isteyen son yedide arasın (10)

Hadislerden birinde kadir gecesinin Ramazan’ın son on gününde olduğu söylenirken diğerinde son yedi günde olduğu söyleniyor. Peki bu çelişki mi? Aslında birkaç dakika düşünürseniz bu tür cümle kalıplarının hiçbir zaman çelişki olamayacağı görülür. Şöyle ki; farzedelim ki doğum gününüz 6 Mayıs olsun. Arkadaşlarınız size doğum gününüzü sorduğunda siz üç farklı cevap vermiş olun. Cevaplar şu şekilde;

a)benim doğum günüm mayısın ilk 15 gününün içinde

b)benim doğum günüm mayısın ilk 10 gününün içinde

c)benim doğum günüm mayısın ilk 7 gününün içinde

Şimdi daha iyi anlaşıldı sanırsam; Bu üç cümlenin üçü de doğru zira doğum gününün 6 Mayıs olması üç cümleye de uygun. Aynı şekilde kadir gecesinin ramazan ayının son 7 gününde olması ile son 10 gününde olması çelişkili değildir. Peki ne zaman çelişki olurdu? Eğer “kadir gecesi 9 Hazirandır” veya “kadir gecesi 8 Eylül’dür” şeklinde iki farklı net tarih verilseydi o zaman çelişki olduğu iddia edilebilirdi.

5) SU TULUMUNUN AĞZINDAN SU İÇİLİR Mİ

Sünnet inkarcılarının hadisleri itibarsızlaştırmak için çelişki diye sundukları bir diğer mesele de su tulumundan su içilmesi ile ilgili hadisler. Buyrun ilgili hadisleri vererek başlayalım;

Resulullah su tulumu yahut kırbanın ağzından su içmeyi yasakladı.(11)

Resulullah evime geldi. Duvara asılı duran kırbanın ağzından ayakta su içti (12)

Öncelikle şunu belirtelim; kırba ile ilgili bu hadisler de dini emirler olmayıp peygamberin günlük hayatta beşer olarak verdiği tavsiyelerdendir. Nitekim bu tür konularda peygamber bir gün başka bir tavsiyede bulunmuş iken diğer gün farklı bir tavsiyede bulunmuş olabilir. O yüzden bu tür hadisler hiç bir zaman çelişki olarak sunulamaz. Zira peygamber hayatının farklı dönemlerinde beşer olarak ikisini de söylemiş olabilir.

Şimdi bu konuya özel açıklamaya gelirsek; öncelikle olayla ilgili üçüncü bir hadise değinmek gerekir zira cevabımız orda gizli. Hadis şu şekilde;

Resûlullah(sav) ağzı kırık su tulumlarından su içmeyi yasakladı.(13)

Dikkat ederseniz bu hadiste farklı olarak “kırbanın ağzı kırık” deniliyor. Peki burdan ne anlıyoruz? Peygamber neden ağzı kırık kırbadan su içmeyi yasaklamış olsun? “Muhammed’in ümmeti kırık tutumdan su içiyor dedirtmem” demiş olabilir mi? Veya “bize kırık kırba yakışmaz biz müslümanız” demiş olabilir mi? Tabiki de hayır. İlgili hadislerin neden çelişkili olmadığı ve peygamberin neden kırık kırbanın ağzından su içmeyi yasakladığı zaten hadis alimleri tarafından bilinen bir olay ama maalesef hadis inkarcıları bu açıklamaları, olayın arka yüzünü pek görmeye meraklı değil.

Şöyle ki; hadisler arasındaki fark güvenlik amaçlıdır. Ağzı kırık kap, ağzı açık demektir. Bu tür kaplar da dışardan içeri girecek yılan, akrep, kertenkele gibi tehlikeli canlılara veya tozlara, zararlı maddelere karşı emniyetsizdir. Bu yüzden peygamber bu kapların ağzından su içmek yerine suyun bardağa veya tasa konularak içilmesini tavsiye etmiştir. Zira su içeyim derken tulumun içinden çıkabilecek bir akrep bile mefta olmayın. Yine örneğin bir başka hadiste peygamberimiz şöyle buyuruyor;

Herhangi biriniz geceleyin ağzı açık bir kaptan su içeceği zaman sallayıp hareket ettirmeden içmesin(14)

Zira gece ağzı açık bir kapa yılan, akrep tarzı zararları canlılar girmiş olabilir. Burda peygamberin kabı sallamayı tavsiye etmesi de tedbir amaçlıdır. Ağzı sağlam, kapalı kaplar ise güvenlik açısından sıkıntı içermediği için direkt o kapların ağız kısmından şu içilebilir. Sonuç olarak; burda kırbadan su içmek veya içmemek emir değil sadece güvenlik amaçlı bir tavsiyedir ve ilgili hadisler arasında da herhangi bir çelişki söz konusu değildir.

bölüm 2 için bakınız; https://www.islamicrophone.com/2020/09/08/hadislerde-celiski-iddialari-bolum-2/

Hadis kaynakları

1) Ebu Davud, Edeb 10, (4806)

2) Ebu Davud, sünnet, 12
Hadis kaynakları

3)Buhari, Ezan 30, Cuma 2; Müslim, Salat 272 (649); Ebu Davud, Salat 49, (559); Tirmizi, Salat 245

4) Buhari, Ezan 30; Müslim, Salat 272

5)Müslim, Mesacid 260, (656); Muvatta, Salatu’l-Cema’a 7, (1, 132); Ebu Davud, Salat 48, (555)

6)Buhari, Ezan 31

7)Ebu Davud, Sünnet 14, (4668)

8)Tirmizi, Menakıb 2, (3614)

9)Buhârî, Leyletü’l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216

10)Buhari Teheccüd 21, Leyletü’l-Kadir 2

11)Buhari, Eşribe 24; Müslim, Müsakat 136; Ebu Davud, Eşribe 14; Nesai, Dahaya 44; İbn Mace, Eşribe 20

12)Tirmizi, Eşribe 18

13)Buhârî, Eşribe 23; Müslim, Eşribe 110, 111. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Eşribe 15; Tirmizî, Eşribe 17; İbni Mâce, Eşribe 19

14) İbn Mâce, Sünen, c. 2, No:3431

HADİSLERDE ÇELİŞKİ İDDİALARI – BÖLÜM 1

Yazı dolaşımı


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.