ŞEFAAT VAR MI? VARSA NEDİR, NASILDIR?

Şefaat konusu yüzyıllardır tartışılan bir mesele, tabiri yerindeyse asırların kavgası. Gelin önce şefaatin ne olduğunu açıklayarak başlayalım.

Şefaat kıyamet gününde peygamberlerin ve kendilerine izin verilen sâlih kulların; müminlerin affedilmesi için Allah’a istekte bulunması ve Allah’ın izin vermesiyle o kulun affedilmesidir. Bu bir anlamda aracılıktır. Nitekim şefaat kur’anda da aracılık olarak geçer. Misal bir ayette şöyle buyurulur;

Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter. (Nisa 85)

Ayette “شَفَاعَةً” kelimesi geçer. Ayet kişinin güzel bir işin gerçekleşmesi için aracılık etmesinde ki faydadan bahsetmektedir.

Şefaat iki kısımda incelenir;

  1. Şefaat eden kişiler
  2. Şefaat’e nail olacak kişiler

Önce şefaat edecek kişiler kimdir onu açıklayalım. Öncelikle şefaat edenler, Allah’ın yetki ve izin verdiği kişilerdir. Allah’ın izni olmadan kimse kimseye şefaat edemez. Allah şöyle buyuruyor;

O’nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz… (Yunus 3)

Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır. (Meryem 87)

O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. (Tâ Hâ 109)

Peki kimdir Rahman’ın izin verdiği kişiler?

  1. Peygamberimiz (sav) Allah’ın şefaat etmesi için izin verdiği kullarındandır. Bunun delili şu hadistir;

“Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” (1)

  1. Peygamberler, Alimler ve Şehitler Allah’ın izniyle şefaat edecektir. Bunun delili şu hadistir;

“Kıyamet gününde üç zümre şefaat edecektir. Peygamberler, alimler sonra da şehitler.” (2)

  1. Allah’ın izin verdiği cennet ehlinden müslümanlar şefaat edecektir. Bunun delili şu hadistir;

“Her kim Kur’an okur ve ezberlerse, Allah onu cennete sokar. Ehlinden (küfür değil günahlarından ötürü) cehennemlik olan on kişiye şefaat etmesi için ona yetki verir.” (3)

  1. Şefaat yetkisine sahip olanlar bir tek insanlar ya da melekler değildir. Kur’an da şefaat edecektir. Bunun delili şu hadislerdir;

“Kur’an okuyunuz! Çünkü o, kıyamet günü kendisiyle hemhal olan kişilere şefaatçi olarak gelecektir.” (4)

“Kur’an da otuz ayetten ibaret bir sure bir adama şefaat etti; neticede o kişi bağışlandı. O sure Mülk suresidir.” (5)

  1. Kur’anı hayatına tatbik eden hafızlarından Allah’ın izin verdikleri şefaat edecektir. Bunun delili şu hadistir;

“Kim kur’anı okur ve onu güzelce ezberler, helalini helal, haramını haram kabul ederse, Allah bu sayede onu cennetine koyar ve ailesinden on kişiye şefaat etme izni verir.” (6)

  1. Ve son olarak melekler de Allah’ın izniyle şefaat edecektir. Bunun delili şu ayettir;

“Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.” (Necm 53/26)

Evet Allah’ın şefaat için izin vereceği kişileri zikrettik. Şimdi ise kimler şefaate nail olabilicek, yani kimlere şefaat edilebilecek onları irdeleyelim.

  1. Küfür ve şirkten uzak olan müslümanlar kendisine şefaat edilecek kişidir. Çünkü ayette şöyle buyrulur;

“Kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur.” (Maide 5/72)

Allah kafirlere cenneti haram kıldığından dolayı “artık onlara şefaatçilerin şefaatleri fayda vermez.” (Müddesir 74/48)

Dolayısıyla şirk ve küfürden uzak olan bir müslüman olmak şefaate erişebilmenin ilk şartıdır.

  1. Allah’ın izin verdiği kullar şefaate erişebilirler. Bu çok önemli bir kriterdir. Allah’ın izin vermediği ve kendisinden razı olmadığı bir kimseye şefaat edilemez. Şefaat edenlere bu izni Allah verdiği gibi, onların şefaat etmek istedikleri kimseye şefaat edebilmeleri de elbette ki Allah’ın iznine bağlıdır. Bunun delili şu ayettir;

“Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.” (Necm 53/26)

Bu ayette meleklerin şefaat yetkisine sahip olduğuna delil olmasıyla beraber şefaat’in sadece Allah’ın istediği ve razı olduğu kullara yapılabileceğine de bir delil vardır.

  1. Peygamberimizin şefaati ümmetten büyük günah işleyenler, yani günahkarlar içindir.

“Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” (7)

Yani anlıyoruz ki şefaate erişebilmek için iki şart vardır; günahkar da olsa iman etmiş müslüman olman ve Allah’ın şefaatine razı olduğu kullardan olman. Aslında bu durum şefaati bir torpil olarak lanse eden inkarcılara bir reddiyedir. Zira şefaat “ben ne halt yersem yiyeyim zaten biri beni gelip kurtarır” demek değildir.

Ayrıca dikkat ederseniz Kur’an ayetlerinde belli şartlar öne sürülerek açıkça şefaatin varlığı geçiyor. Örneğin necm 26 ayetinde net bir şekilde meleklerin şefaatçi olacağı gecer. Yine örneğin Taha 109, Meryem 87 gibi ayetlerde “Allah’ın hoşnut olacakları dışında kimse şefaat edemez” ifadesinden kolayca “Allah’ın hoşnut olduğu ve şefaat hakları olan kullar da var” sonucu çıkıyor. Zira eğer şefaat diye bir şey hiç olmasaydı ayetlerde bu tür ifadeler de geçmemeliydi. Durum böyle iken bir müslümanın “şefaat diye bir şey yok” demesi düşünülemez. Tabi burda tekrar belirtelim; şefaat sapına kadar günah girmiş, dünya hayatında hep Allah’tan uzak kolaycılığa kaçmış adama torpil yapıp cennete almak demek değildir.

Peki şefaati inkar edenlerin itirazları?

Şefaat’i inkar eden hadis inkarcıları bazı ayetleri şefaat’in olmadığına sözde delil olarak getirmekteler. Gelin getirilen bu altı ayeti inceleyelim.

  1. İDDİA:

De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer 44)

Ayette açıkça “bütün şefaat Allah’a aittir” dediği halde kulların şefaat etmesi bu ayete aykırıdır.

CEVAP: Hayır aykırı değildir. Bu ayette geçen “şefaat bütünüyle Allah’a aittir” cümlesinden kasıt “bütün şefaat yetkisi Allah’a aittir” demektir. Söz konusu ayetin bir öncesinde Allah şöyle buyurur;

Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?” (Zümer 39/43)

Bildiğiniz gibi müşrikler putlara tapıyor ve bu yaptıklarını putların Allah’a yakınlaşma da aracı (şefaatçi) olacağı inancına bağlıyorlardı. (Bknz: Zümer 3) Tabiki de Allah bu inancı reddediyor. Yani burada eleştirilen şey müşriklerin şefaate inanması değil. Eleştirilen şu; Allah’tan başka ibadet ettikleri canlı veya cansız putların/varlıkların ellerinde hiçbir delil olmadığı halde Allah katında kendilerine şefaat edeceklerine inanmaları ve bunu işledikleri şirkte bir bahane unsuru olarak kullanmaları. Allah ise bu ayette “şefaat bütünüyle Allah’a aittir” diyerek bu yetkinin kendisinde olduğunu ve o ibadet ettikleri putlara böyle bir izin ya da yetki vermediğini söylüyor. Çok acınası bir durumdur ki mealistler bu ayeti “Allah’tan başka kimse şefaat etmez” olarak anlıyor. Bu şekilde anlamakta ısrar eden mealistlere iki soru sormak istiyorum.

  1. Bu ayette “şefaat bütünüyle Allah’a aittir” den kasıt “Allah’tan başka kimse şefaat edemez” demek ise Allah kime karşı bize şefaat edecek? Şefaatin aracılık anlamı taşıdığını biliyoruz. Peki Allah bizimle kimin arasında aracı olacak(haşa)?
  2. Ayette “şefaat bütünüyle Allah’a aittir” cümlesinden “Allah’tan başka kimse şefaat edemez” sonucunu çıkartan mealistler “bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.” (Nisa 4/139) ayetinden Allah’tan başka herkesin izzetsiz, şerefsiz olduğu sonucunu çıkartabiliyorlar mı acaba? Eğer “evet bu sonucu çıkartırız” diyen biri varsa o kişi şu ayeti inceledikten sonra düşüncesini tekrar bir gözden geçirsin;

Onlar, “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Hâlbuki asıl izzet, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler. (Münâfikûn 63/8)

Kısacası “şefaat bütünüyle Allah’a aittir” cümlesinden kasıt “Allah’tan başka kimse şefaat edemez” demek değil “şefaat izni/yetkisi/kararı bütünüyle Allah’a aittir. Ondan izinsiz kimse kimseye şefaat edemez” demektir. Dolayısıyla bu ayet şefaat inkarına delil olamaz.

  1. İDDİA: Allah buyuruyor ki;

Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez. (Müddessir 74/48)

Allah “şefaatçilerin şefaati fayda vermez” derken, siz nasıl “şefaat vardır” dersiniz?

CEVAP: Gelin bu ayetin öncesini de inceleyelim de bakalım ayet bize ne diyor?

Surede cennet halkı ile cehennem halkı arasında geçen bir diyalog var. O diyalog da cennet ahalisi cehennem ahalisine şu soruyu soruyor;

Sizi sekar’a (cehenneme) ne soktu? (Müddesir 74/42)

Bakalım cehennem halkı ne cevap vermiş;

Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. Batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık. AHİRET GÜNÜNÜ DE YALANLARDIK.” (Müddesir 74/43-46)

Görüldüğü üzere şefaatçilerin şefaatinin fayda vermediği kişiler ahirete iman etmeyenler. Ahireti yalanlayan bir insanın müslüman olmadığını söylememize gerek yok herhalde. Yani bu kişiye şefaatçilerin şefaatinin fayda vermemesinin sebebi şefaatin olmaması değil o kişinin ahireti yalanlamasından dolayı kafir olmasıdır. Nitekim İslam inancına göre kafirlere zaten şefaat edilmez. Dolayısıyla ayetin önü arkası dikkate alınmadan söylenilmiş bu saçma iddia da şefaat’in olmadığına bir delil olamaz.

  1. İDDİA: Allah buyuruyor ki;

Yaklaşmakta olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, (sanki) gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır. (Mü’min 40/18)

Bu ayet şefaati yalanlamaktadır.

CEVAP: Bu ayet de aynı şekilde şefaati müslüman için değil müşrik için yalanlamaktadır. Yukarıda da belirtmiştik, şefaat mü’minler için haktır. Kafir ve müşrikler şefaate erişemezler. Çünkü onlara cehennem Allah tarafından haram kılınmıştır. Allah şöyle buyuruyor;

“Kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur.” (Maide 5/72)

Mü’min 18 ayetin de belirtilen “zalimler” müşriklerdir. Kur’an şirki zulüm olarak değerlendirmiştir. Bunun delili şu ayettir;

Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokmân 31/13)

Allah bu ayette Lokman(as)’ın ağzından şirkin zulüm olduğunu bizlere nakletmiştir. Dolayısıyla bu ayetin bizim aleyhimize olabilmesi için “kafir de şefaatle cennete girebilir” dememiz lazım. Ki biz böyle birşey demediğimize göre bu ayette aleyhimize delil olamaz.

  1. İDDİA: Allah buyuruyor ki;

Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez. (Bakara 2/48)

Allah, Kur’an’da iki tür şefaat zikreder. Bu iki şefaat türünden birinin hak olduğunu söylerken, diğer şefaat türünü yalanlar ve reddeder. Allah’ın bu reddettiği şefaati anlatan ayetleri alıp, bütüncül olarak sefaatin inkar edilmesi doğru değildir. Kur’an da hem olumlu karşılanan hem de olumsuz karşılanan şefaat türlerini doğru analiz edebilmemiz lazım. Öncelikle bu ayetin iniş sebebi Yahudiler hakkındadır. Yahudiler İslam’ı kabul etmek gibi bir sorumluluk hissetmiyorlardı, peygamber olan baba ve dedelerinin kendilerine şefaat edeceklerine inanıyorlardı.(8) Peygamberlerin şefaati haktır ama Yahudiler müslüman olmadıkları halde bu sefaatin kendilerine erişeceğine inanıyorlardı. Halbuki hem Kur’an, hem de hadisler bu görüşü reddediyordu. Peygamber (sav) bir hadisinde şöyle buyuruyor;

“Her Peygamberin kabul edilen bir duası vardır. Her Peygamber bu duasında acele etmiştir. Ben ise duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat için sakladım. İnşallah ümmetimden, Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmayarak ölene bu şefaatim erişecektir.” (9)

Peygamber efendimiz şefaat’in Allah’a ortak koşmayan mü’minler için geçerli olduğunu aktarıp şirk içerisinde olana şefaat edemeyeceğini açıklamıştır. Ehli Kitap’ın şirk içerisinde olduğuna dair bir çok ayet vardır. Onlardan biri şudur;

Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı’dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir. (Tevbe 9/31)

Ayet hem yahudilerin hem de hrıstiyanların din alimlerini Rab edindiğini söylemiş. Hristiyanlar için ekstradan Meryem oğlu Mesih(as)’ı Rab edindiklerini eklemiştir. Bu yönden ayetin yahudiler hakkında indiğini göz önüne alırsak Allah’ın şirk içerisinde olan yahudilerin şefaat ile cennete gideceği görüşünü reddetmesi gayet normaldir. Allah’ın burada zikredilen şefaati reddetmesinin bir başka sebebi daha vardır. Allah’ın zikrettiği iki çeşit şefaat vardır.

  1. MÜSPET ŞEFAAT: Bu Allah’tan istenilen ve Allah’ın izniyle gerçekleşen şefaattir.

Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar. (Necm 53/26)

İzni olmaksızın O’nun katında şefaat edecek kimdir? (Bakara 2/255)

Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaat’i yarar sağlamaz. (Sebe 34/23)

Şefaati olumlayan ayetleri inceleyenler şunu görürler; bu ayetlerin geneli şefaati Allah’ın iznine bağlamıştır. Işte hak olan ve Allah’ın kabul ettiği şefaat budur. Allah’ın izin verdiği kişinin Allah’ın razı olduğu kişiye şefaat etmesi hak olan müspet şefaattir.

  1. MENFİ ŞEFAAT: Bu ise Allah’ın hakkında delil indirmediği halde müşriklerin Allah’a nispet ederek uydurduğu şefaattir. Bu türden bir şefaat inancı normal olarak Allah tarafından reddedilmiştir.

Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.” (Yûnus 10/18)

Müşrikler taptıkları canlı/cansız putlara “bunlar bizim şefaatçilerimizdir” diyorlar. Halbuki itikat ettikleri bu saçmalık için Allah onlara bir delil indirmemişti. Aksine tam tersi olan tevhid hakkında delil indirmişti. Halbuki burada apaçık bir şirk unsuru olmakla beraber Allah’ın kendilerine indirdiği delile muhaliftir. Buna rağmen müşrikler Allah’a nispetle böyle bir şefaat inancı uydurmuşlardı. Bakara 48’in de yahudiler hakkında indiğini göz önünde bulundurduğumuzda görürüz ki Allah Yahudilerin kendilerine delil indirilmediği halde peygamber olan baba ve dedelerinin kendilerine şefaat edeceği inancını reddetmektedir.

İTİRAZ: Bakara 48’de ki hitap geneldir. Ayeti Ehli Kitap’a indirgemek yanlıştır.

CEVAP: Bu iddianın batıl olduğunu ispatlamaya soracağım şu tek soru yetecektir. Allah şöyle buyuruyor;

Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar! (Tevbe 9/30)

Görüldüğü gibi ayet zahirinde genel bir hitapla yahudilerin üzeyr’e Allah’ın oğlu dediklerini söylüyor. Bakara 48 için “genel hitaptır tüm şefaati kapsar” diyen mealist bu ayetin zahirine bakıp “bütün yahudiler üzeyr’e Allah’ın oğlu diyor” diyebilir mi? Demek ki zahir üzerinde genel görünen hitap bazen bi kısım gruba indirgenebiliyor. Özellikle şefaat’i olumlayan ayetleri göz önüne aldığımız da bu ayeti genellemememiz gerektiği ortaya çıkar. Bu delil de bu itirazın geçersiz olduğunu ispatlar.

  1. İDDİA: Allah buyuruyor ki;

Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab’lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur’an ile) uyar. (En’âm 6/51)

CEVAP: Bu ayetin tefsirinde İmam Fahreddin er Razi (rh.a) şöyle demiştir; “Onların Allah’tan başka ne bir dostu, ne de bir şefaatçisi yoktur.” buyruğu hakkında Zeccac şöyle demiştir;

“Başında ki ‘لَيْسَ’ bulunan bu cümle, hal olmak üzere mahallen mansubtur. Buna göre sanki, ‘Onlar, her türlü dost ve şefaatçiden uzak ve mahrum olarak…’ denmek istenmiştir. Bu durumda, halde amil olan kelime ‘يَخَافُونَ’ lafzıdır. Sonra, burada bir mevzu bulunmaktadır ki o da şudur; ‘Eğer Rablerine toplanacakları korkanlar…’ tabiriyle kafirler murad edilmiş olursa, o zaman ifade açıktır. Zira Allah katında onların hiçbir şefaatçisi bulunmamaktadır. Bu böyledir, çünkü Ehli Kitap, ‘Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.’ (Maide 18) diyorlardı. Halbuki Allah, onları bu konuda yalanlamıştır. Yine Allah başka bir ayette, ‘Zalimlerin ne müşfik bir yakını, ne de dinlenecek bir şefaatçisi yoktur.’ (Mü’min 18) buyurmuştur. Ve yine ‘Artık şefaatçilerin şefaati fayda vermez onlara’ (Müddesir 48) buyurmuştur. Eğer bu ifade ile murad edilenler müslümanlar ise biz deriz ki; Allah’ın ‘Onların O’ndan başka ne bir dostu, ne de bir şefaatçisi yoktur.’ buyruğu, bizim mü’minlere şefaat edileceği şeklindeki görüşümüze ters düşmez. Çünkü, meleklerin ve peygamberlerin şefaat etmesi, ancak yüce Allah’ın izni ile olur. Zira Allah, ‘O’nun izni olmadıkça, nezdinde şefaat edecek kimmiş?’ (Bakara 255) buyurmuştur. Binaaleyh bu şefaat, Allah’ın izni ve müsadesi olunca, gerçekte Allah tarafından yapılmış olur. (10)

İmam bura da iki ihtimal zikretmiştir.

  1. Ayetin kafirler hakkında indiği görüşü
  2. Ayetin müslümanlar hakkında indiği görüşü.

İlk ihtimal isabetli değildir. Çünkü ayette “Allah’tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçisi yoktur” cümlesi geçer. Eğer ayetin kafirler hakkında indiği görüşünü kabul edersek kafirlerin Allah’ın dostu olduğu görüşü ortaya çıkar ki bu kur’ana apaçık aykırı bir görüştür. Çünkü kafirler Allah’ın dostu olamaz. Ama İmam’ın zikrettiği ikinci görüş gayet makuldur. Imam “Binaaleyh bu şefaat, Allah’ın izni ve müsadesi olunca, gerçekte Allah tarafından yapılmış olur.” demekle isabet etmiştir. Ayette ki “Allah’tan başka bir şefaatçileri yoktur.” cümlesinden “Allah’tan başkası şefaat edemez” görüşünü çıkartamayız. Çünkü şefaat aracılık demektir. Kur’anda da bu anlamda kullanılmıştır. Eğer ayette ki ifadeyi “Allah’tan başka kimse şefaat etmez” şeklinde anlarsak şu soruya cevap bulmamız gerekir; Allah kime karşı bize şefaat edecek? Şefaat’in aracılık anlamı taşıdığını biliyoruz. Peki Allah bizimle kimin arasında aracı olacak(haşa)? Bu durumda Allah’ın kendi izniyle gerçekleştiği şefaat’i kendisine nispet etmesi şeklinde anlamalıyız. Müşrikler ortak koştukları putlardan şefaat beklediği için bunu müşriklerin Allah’tan başka şefaatçiler edindiği yorumunu yapabiliriz. Ama Allah’ın izniyle gerçekleşen şefaat izin, hak, şefaatçi olunması ve şefaat edilecek kişiye iznin butünüyle Allah’a ait olmasından dolayı gerçekleşen bu şefaati Allah’ın kendisine nispet ettiğini anlarız.

  1. İDDİA: Allah buyuruyor ki;

Artık bizim için şefaatçiler yoktur. (Şu’ara 26/100)

Bu ayette şefaat yok diyor.

CEVAP: Bu da ne yazık ki aynı Müddesir 48 de olduğu gibi öncesi dikkate alınmamış bir ayet. Gelin bağlamı içerisinde değerlendirelim bu ayeti.

Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.(Şuarâ 94-95)

Burada cehenneme atılan bir gruptan bahsedilir ve bu gruba Allah “İblis’in askerleri” olarak adlandırılıyor. Bu adlandırma bile bu ayetin kafirler hakkında olduğuna delil olarak yeter de artar aslında ama biz yine de sonra ki ayetleri de inceleyelim.

Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.” (Şuarâ 96-98)

Bura da Şuara 100’ün kafir ve müşrikler hakkında indiğine iki delil daha vardır.

  1. “Onlar orada TAPTIKLARIYLA çekişerek derler ki” ifadesi ayetin müşrikler hakkında indiğine birinci delildir.
  2. “Çünkü sizi alemlerin Rabbiyle BİR TUTUYORDUK” cümlesi ise ayetin müşrikler hakkında indiğine ikinci delildir. Sonrasında ise bu sapıklığa sürüklenmelerini önderlerine bağladıklarını şu ayetten anlıyoruz;

“Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.” (Şuarâ 99)

“İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.” (Şuarâ 100)

Yani bu cehenneme atılan grubun şefaatçilerinin olmamasının sebebi şefaatin olmaması değil. Taptıkları putları Allah’a denk tutmak suretiyle müşrik olmalarıdır. Bu ayetin bizim aleyhimize olabilmesi için müşriklere şefaatin fayda vereceğini iddia etmemiz lazım. Bizim ise böyle bir iddiamız yok. Biz mü’minlerin şefaate ulaşacağını söylüyor ve bunu ayet ve hadislerle ispat ediyoruz.

Hadis inkarcıları şefaat’i inkar ederken şu aşağıda ki üç ayet üzerinde iyi düşünsünler;

O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. (Tâ Hâ 20/109)

Allah o gün için iki gruptan bahsediyor;

  1. Rahmanın izin verdiği kullar. Ki bunların şefaati haktır. Ayette de şefaat olarak meal verilen kelimenin arapçası “الشَّفَاعَةُ” şeklinde geçer. Demek ki Rahman’ın razı oldukları şefaat edecektir.
  2. Rahman’ın izin verdikleri dışında ki kişilerdir. Ki bunların şefaatleri geçersizdir.

Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır. (Meryem 19/87)

Bu ayete göre de Rahman’ın katında söz verilenler şefaat edecek ama bunun dışındakilerinin şefaati söz konusu olmayacaktır. Bu ayette de şefaat olarak meal verilen kelimenin arapçası “الشَّفَاعَةَ” olarak geçer.

Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar. (Necm 53/26)

Gökler de öyle melekler vardır ki Allah’ın izni ile Allah’ın dilediği ve hoşnut, razı olduğu kullara o meleklerin şefaati fayda sağlar. Bu ayette de şefaat olarak meal verilen kelimenin arapçası “شَفَاعَتُهُمْ” olarak geçer.

Mealcilerin şefaat’in olmadığına(!) dair ortaya attığı belli başlı 6 iddiayı değerlendirdim. Şimdi ise şefaat ile ilgili alimlerin sözlerini paylaşmak istiyorum.

İmam Ebu Hanife şöyle demiştir;

“Peygamberler, alimler ve salihler günahkarlara şefaat edecektir.” (11)

Yine Ebu Cafer et Tahavi şöyle demiştir;

“Haberlerde (nasslar da) belirtildiği şekilde Ümmet-i Muhammed için şefaat haktır” (12)

Abdulkadir el Bağdadi şöyle demiştir;

“Şia, Havâric (harici) ve Mu’tezile gibi bidat fırkaların görüşlerinden uzak duran selef-i sâlihînin şirkin dışındaki günahların bağışlanması ve şefaatin hak olduğu konusunda görüş birliği içerisindedir.” (13)

Necmuddin Ömer el Nesefi şöyle demiştir;

“Peygamberlerin ve hayır ehlinin büyük günah sahipleri hakkında şefaati meşhur (müstefîz) haberlerle sabit olmuştur.” (14)

-Sapık tarikatların şefaat inancı-

Şefaat hususunda şefaati inkar eden hadis inkarcılarının yanı sıra malesef şefaat konusunda yanlış düşünceye sahip olan bazı tarikat ve cemaatlerde var. Onlardan bazılarının şeyhleri müritlerine şefaat vaad etmektedir. Bazılarında ise müridler “şefaat ya şeyhim” diyerek şeyhinden şefaat beklemektedir. Bu ikisi de yanlış ve bid’at olan şeylerdir. Çünkü sefaat edenin bunu Allah’ın izniyle yapabileceğini Zümer 44 ayetinde “Şefaat bütünüyle Allah’a aittir.” kısmından anlayabiliyoruz. Yine aynı şekilde şefaate nail olabilecek kişilerde buna ancak Allah’ın kendilerinden razı olmasıyla erişebileceğini Necm 26 ayetinde “onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.” denilmesiyle biliyoruz. Dolayısıyla Allah’ın izin vermediği hiçkimse sefaat edemez. Bu durumda daha dünyadayken müridine şefaat vaad eden şeyhe “Sana bu izni veren kimdir? Allah’tan bu konu da yetki mi aldın?” diye sormak lazim. Evet derse ona şu ayeti okuruz;

Eğer doğru söyleyen kişilerseniz delilinizi getirin. (Bakara 2/111)

Yani madem şefaat iznine eriştiğinizi iddia ediyorsunuz. O zaman buna dair delilinizi getirin. Yine “Şefaat ya şeyhim” diyen kişiye ise şunu söylerim; Ancak Allah’ın izin verdiği ve kendisinden razı olduğu kişiler şefaat edebilecekken sen şeyhinin Allah’ın razı olduğu kişi olduğuna ve Allah’ın şefaat etmesi için şeyhine izin verdiğine dair elinde bir garantin mi var? Eğer evet derse o kişi delil getirmelidir. Eğer hayır derse bu yaptığının hata olduğunu kabul etmek durumundadır. İslam da Allah’tan başkasından medet ummak yoktur. Allah şöyle buyuruyor;

Yalnızca sana ibadet eder ve ancak senden medet umarız. (Fatiha 1/5)

Dolayısıyıla duaya dair her şeyimizi nasıl Allah’tan istiyorsak şefaatee dair de isteğimiz Allah’a olmalıdır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor;

Bir şey istediğin vakit Allah’tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah’tan dile! (15)

Peygamberimiz (sav) birşey istediğimiz vakit bunu Allah’tan istememizi emrederken şefaati kullardan istemenin ve onlara “şefaat ya şeyhim” demenin doğru olamayacağı gayet açıktır. Unutulmamalıdır ki şefaat istediğimiz kulların bu şefaat iznine erişebileceklerine dair elimizde bir garanti yoktur. Allah’ın bu konuda kimden razı olacağını ahiret gününden önce öğrenebilmemiz mümkün değildir.

Sonuç olarak özetlersek;

  • Şefaat ayetlerde açıkça geçiyor, inkar edilemez
  • Ayetler arasında çelişki yok zira şefaatin olmadığını bildiren ayetler kafirlerden ve müşriklerden bahsediyor
  • Henüz dünyada iken kimseye şefaat izni verilmemiştir, size şefaat edeceğini iddia eden sahte şeyhlerden uzak durun

Kaynakça

(1): Tırmizi, Kıyame, 11; İbni Mace, Zühd, 26; Ahmed b. Hanbel, 3/113
(2): İbni Mace, Zühd, 37, 2/1443
(3): İbni Mace, Mukaddime, 212; Tırmizi, Kur’an, 2830; Müsned, 1203
(4): Müslim, Müsafirun, 252
(5): Ebu Davud, Salat, 327; Tırmizi, Fezailü’l – Kur’an, 9; İbni Mace, Edep, 52
(6): Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 13/2905; İbn-i Mâce, Mukaddime, 16; Ahmed, I, 148
(7): Tırmizi, Kıyame, 11; İbni Mace, Zühd, 26; Ahmed b. Hanbel, 3/113
(8): Elmalılı Tefsiri Bakara 48. Ayet Tefsiri
(9): Müslim. K.el-İman, bab: 338, Hadis No: 199/Tirmizi, K. ed-Da’vat, bab: 131.Hadis No. 360
(10): Fahreddin el Razi En’am 51. Ayet Tefsiri
(11): İmam-ı Azam Ebu Hanife, El Fıkhu’l Ekber
(12): Tahâvî, Ebû Ca’fer, el-Akîdetü’t-Tehâviyye, Dâru İbn Hazm, Beyrut, 1995, s. 16.
(13): Bağdâdî, Ebû Mansûr Abdülkâhir b. Tahir et-Temimî, el-Fark beyne’l-fırak, Mektebetü İbn Sînâ, Beyrut 1990, s. 313.
(14): Akâidü’n-Nesefiyye
15) Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307

ŞEFAAT VAR MI? VARSA NEDİR, NASILDIR?

Yazı dolaşımı


ŞEFAAT VAR MI? VARSA NEDİR, NASILDIR?” için 2 yorum

  1. Aklınıza sağlık,güzel ve aydınlatı,bir noksanlığı telafi edici analizdir.Genel anlamda yaratıcı olması hasebiyle Allah,bütün varlıkların dostu,razıkı ve yardımcısıdır.Yani rahmaniyeti umumidir. Rahimiyeti hususi olup ahirette ehli iman için geçerlidir.Kafirlerin inkârı, onları Allah’ın rahimiyetinden mahrum etse de bu Allah’ın dünyadaki rahmaniyetinin genelliği önünde bir engel değildir. Dünyada kafirlerin rızkını verecek,faaliyetlerinde muvafak kılacak ama ahirette de yüzlerine bakmayacaktır. Unuttuklari gibi unutulacaklar(mahrum bırakılacaklardır).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.