HADİS İNKARCILIĞI; AYETLE(!) KANDIRMA TAKTİĞİ

Hadis inkarcıları ile daha önce tartışmaya girdiyseniz bilirsiniz çoğu zaman hazır, ezber cevaplar ve belli başlı bazı ayetler ile cevap verirler veya daha doğrusu cevap vermeye çalışırlar. Hadisleri, sünneti savunan arkadaş da eğer getirilen ayetler hakkında detaylı bilgisi yoksa doğal olarak sessiz kalıyor zira Allah’ın ayetinin olduğu yerde ona zıt bir şey söylemek müslümana yakışmaz. Peki hadis inkarcılarının getirdikleri ayetlere verdikleri anlamlar doğru mu? Hiç bunları araştırdık mı? Ayetin siyakını, sibakını, bağlamını, indiği olayı, araştırırdık mı? Tarih boyunca insanoğlu başka bir insanoğlunu türlü türlü yöntemler ile kandırdı..

peki birileri de bizi ayetle kandırıyor olabilir mi?

Başlığı ayetle kandırmak olarak attık ama yanlış anlaşılmasın doğrusu “ayetlere verdikleri batıl anlamlarla kandırmak” şeklinde. Zira önümüze koydukları ayetleri detaylı bir şekilde incelediğimizde ateist ve deistlerin metoduna şahit olduk. Nitekim kimi yerde ayet kırpılmış, kimi yerde ayetin anlamı çarpıtılmış, kimi yerde bağlamından koparılmış. Ama asıl sorun şu; bir ateistin ayet cımbızlamasını, çarpıtmasını anlarsınız da kendine “Müslüman” diyen bir hadis inkarcısının bunu yapmasına ne diyeceğiz? Neyse cevabı kendinize verirsiniz, buyrun hadisleri reddetmek için getirdikleri ayetleri tek tek inceleyelim.

1)Ankebut 51 (yeterlilik)

Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır. (Ankebut 51)

Kur’an’ın tek kaynak olduğuna ve dini konularda yettiğine dair hadis inkarcılarının delil olarak en çok getirdikleri ayet Ankebut 51 ayetidir. Nitekim bu ayeti delil getirip hadis, sünnet kabul edenleri müşriklik ile suçlayanlar bile var. Neyse, gördüğünüz gibi ayette “kitap yetmiyor mu” şeklinde bir ifade geçiyor ki burda kitap, Kur’an anlamında kullanılmıştır. Peki Allah hangi konuda kitabın yeterli olduğunu söylüyor? İddia edildiği gibi bu ayet “dini kaynak olarak Kur’an yeter” mi diyor? Açıkçası burada basit bir ayet kırpma mevcut ki bu ayet karşı tarafın samimiyetsizliğini anlamamız için çok güzel bir örnek. Neden mi? Gelin hemen bir önceki ayetle birlikte bakalım;

Dediler ki: “ona rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” de ki: “mucizeler ancak allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (ankebut 50)

kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır. (ankebut 51)

Şimdi ayette bahsedilen asıl meselenin ne olduğunu anladınız mı? Müşrikler peygamberden bir mucize istiyor ki mucize müşrikler istediğinde değil Allah istediğinde gerçekleşir. İlgili meselede de Allah cevap olarak Kur’an’ın da bir mucize olduğunu ve aklı başında, düşünen biri için Kur’an’ın mucize olarak yeterli olduğunu söylüyor. Demek ki ayet “Kur’an dini kaynak olarak yeter hadise, sünnete gerek yok” demiyor. Zira bir şeyin dini kaynak olarak yeterli olması ile mucize olarak yeterli olması aynı şey değildir. Peki önceki ayeti kırparak ankebut 51 ayetini kendi istedikleri anlama bürüyen hadis inkarcılarının amacı ne olabilir? Peki bir önceki ayete bakmaktan bile aciz insanların dini bilgisine nasıl güvenebiliriz? Neyse buyrun diğer ayetlerle devam edelim;

2) Enam 38, Enam 115, En’am 59, Nebe 29 (eksiklik yok)

Size getirecekleri bir diğer ayetler En’am 38, En’am 115, En’am 59, Nebe 29 ayetleri. Burdan da “Allah ayette Kur’an’da eksik yoktur diyor demek ki hadislere gerek yok” şeklinde bir iddiada bulunurlar. Öncelikle hiçbir Müslüman zaten Kur’an’ın eksik olduğunu söylemez ki Kur’an için fazla ve eksik ayet var diyen kişi dinden çıkar. Ama hadis inkarcıları burda dil bilgisi açısından cinayet işleyip eksik olmama ve yeterlilik sözcüklerini karıştırıyor. Buna daha sonra geliriz ama önce ayetlere bakalım zira ayetlerde zaten iddia ettikleri anlam yok.

Önce En’am 38’e bakalım;

Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler (En’am 38)

Kur’an’ın üslubuna hakim olanların bileceği gibi ayetlerde “kitap” sözcüğü bazen Kur’an bazen de levhi mahfuz için kullanılır. Bu ayette de ister tefsirlere, iniş sebebine ister ayetin bağlamına bakın ayetin levhi mahfuzdan bahsettiği açıktır.

Neyse biz bağlamdan gidelim; Ayetin başına dikkat ederseniz “her türlü canlı” ve “iki kanadıyla uçan her kuş” gibi kısımlar ile genel olarak canlılardan bahsediliyor. Ayetin sonunda ise herkesin Allah’ın huzurunda buluşacağı söyleniyor. Peki size çok basit bir soru; kâinatta her an varolan evren dahil, her şeyin kaderinin yazılı olduğu kitap Kur’an mı yoksa levhi mahfuz mu? Bu canlıların hepsiyle veya evrenle ilgili bilgiler siz de takdir edersiniz ki Kur’an’da yok zira hiçbir bilginin eksik olmadığı kitap levhi mahfuzdur. O yüzden bu ayeti getirip “Kur’an’da hiçbir şey eksik bırakılmamıştır” anlamında kullanmak en hafif tabiri ile çarpıtmadır.

Bir diğer benzer ayet En’am 59;

Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.(En’am 59)

Bu ayette de dikkat ederseniz gaybdan, kara ve denizlerdeki bilgilerden, yaprağın düştüğünü bilmesinden, yerin karanlıklarından yani kısacası evrendeki bütün döngülerin, olayların varlığından bahsediyor. Devamında da bunları apaçık bir kitapta yazdık deniliyor. Buradan da anlayacağınız gibi bu anlatılan bilgiler Kur’an’da değil levhi mahfuz’da geçer. Yani Enam 38 ayetindeki gibi burada da kitaptan kastedilen levhi mahfuzdur.

Bir diğer benzer ayet de Nebe 28-29 ayeti. Ayet şu şekilde;

Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.Biz ise, her şeyi bir kitapta tamamıyla sayıp tespit ettik (Nebe 28-29)

Burda da ayetin öncesine bakarsak ayette geçen kitaptan kastın ne olduğunu daha iyi anlarız. Öncesi şu şekilde;

Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz.Gök açılır ve kapı kapı olur.Dağlar yürütülür, serap haline gelir.Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar! Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.(Nebe 17-27)

Ayetin öncesine dikkat ederseniz hesap gününün hükmünden ve kafirlerin ceza almasından bahsediyor. Devamındaki ayette ise yani Nebe 29 ayetinde ise bunların her şeyini bir kitapta yazdık der. Hem ayetin bağlamından hem de ilgili tefsirlere baktığımızda bu ayetteki “kitap” sözcüğü ile Kur’an kastedilmediği açıktır. Nitekim bu ayette de kitaptan kasıt ya evrendeki her şeyin, herkesin kaderinin yazılı olduğu levhi mahfuz yada sevap ve günahlarımızın yazılı olduğu amel defterleridir ama Kur’an kastedilmediği açıktır.

Şimdi de En’am 115’e bakalım;

Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir (En’am 115)

Bu ayette ise Kur’an veya kitap kelimesi bile geçmiyor. “Allah’ın kelimesi” deniliyor. Bu da vahiy kaynaklı olan her şey anlamına gelir. Nitekim ileriki bölümlerde de göreceğimiz gibi vahiy sadece Kur’an’dan ibaret değil Kur’an dışı vahiy olduğuna da deliller vardır. Ama burda “Allah’ın kelimesi” ile sadece Kur’an kastedilmiştir kabulü ile En’am 115 ayetine dönelim; aslında ayette çarpıtılan başka bir nokta var.

Şöyle ki; burda ayette “Allah’ın kelimesi doğruluk ve adalet bakımından tamdır” deniliyor. Peki bu Kur’an dini kaynak olarak yeterli demek mi? Veya bununla ne alakası var? Şöyle soralım; müslüman olup da Allah’ın sözünün doğruluk ve adalet bakımından tam olduğuna iman etmeyen mi var? Örneğin Allah adaletsiz veya Allah haşa yalancı diyen müslüman mı var? Demek istediğim şu; “Allah’ın sözü doğruluk ve adalet bakımından tamdır” derken “Allah’ın sözlerinde yalan ve adaletsizlik olmaz” deniliyor. Zira ayette tam sözcüğü “kesin, katiyen” gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu ayetin ne Kur’an ne de eksiklik ile alakası bile yok.

Bu üç ayeti anladıysak şimdi de “tam” ve “yeter” arasındaki farka değinelim. Zira çoğu zaman birbirine karıştırıldığı için sorunların bir kısmı da burdaki bilgisizlikten kaynaklanıyor. Şöyle ki; hadis ve sünneti kabul eden müslümanlar ne zaman “Kur’an’da bazı detaylar yok, bunu da bize peygamberin sünneti açıklar” dese hadis inkarcıları hemen “Kur’an eksik mi, Allah’ın eksik bıraktığını siz mi tamamlıyorsunuz” şeklinde konudan uzak, hatalı bir soru yöneltiyorlar. Oysa bir müslümanın Kur’an eksiktir veya fazladır demesi onu dinden çıkarır. Ki örneğin “Kur’an eksik değildir” şeklinde bir ayet olsaydı bile bu “Kur’an yeterlidir, başka kaynağa gerek yok” anlamına gelmezdi. Çünkü bir şeyin eksik olmaması yeterli olduğu anlamına gelmez. Dil bilgisi konusunda yapılan bu cinayeti şöyle anlatayım;

Müslüman biri Kur’an eksiktir veya fazladır diyemez. Hadis kabul edenler bunu iddia etmez. (Kur’an’da fazla ayet olduğunu iddia eden tek biri var o da 19 meselesi ile kafayı bozmuş ve Tevbe son iki ayetin uydurma olduğunu söyleyen Edip Yüksel isimli hadis inkarcısı.) Kur’an eksiktir demek için peygamber dönemindeki Kur’an’dan ayet çıkarmış olmamız lazım. Veya Kur’an fazladır demek için de o dönemdeki Kur’an’a ayet eklemiş olmamız lazım. Oysa her iki durum da sünneti kabul eden müslümanlar için söz konusu değil.

Tam ve yeter kısımlarını şöyle anlatayım; örneğin 14 kişinin oynadığı bir halısaha maçına sizden bir koli su getirmenizi istiyorlar. Su kolileri de standart 10 tane küçük su bulundurur. Herkes bir su aldı 4 kişiye su kalmadı. Şimdi koli eksik miydi? Hayır değildi 10 su var. Peki yeterli geldi mi? Hayır gelmedi. Aynı şekilde başı sonu belli olan elimizdeki Kur’an’da 6 bin küsür ayet var. Kuran tam mı? evet ayette denildiği gibi tam, eksiksiz. Herkes bunu kabul ediyor peki günlük ibadetlerimizi yapmamıza bile yetiyor mu? Hayır yetmiyor, en basitinden namaz rekat sayıları bile yok. Hatta namaz vakitlerini Kur’an’dan çıkarmaya çalışan hadis inkarcıları bile bu konuda birbirine girmiş. Kimi 5 vakit kimi 3 vakit kimi 4 vakit diyor. Kısacası Kur’an dini kaynak olarak yeterli değildir ama bu Kur’an’ın eksik olduğu anlamına gelmez.

Yeterli olan Kur’an değil vahiydir ve vahiy de sadece Kur’an’dan ibaret değildir. Hadis inkarcıları maalesef “Kur’an’a nasıl yetersiz dersin” benzeri içi boş, mesnetsiz sloganlar ile korkutulmuş. Kendileri de bildikleri halde Kur’an’ın dini konuda yeterli olmadığını itiraf edemiyorlar ve bunu deyince dinden çıkacaklarını sanıyorlar. Kur’an, ayetlerinde işaret ettiği yerlere dikkat edilirse yeterli olur ki bazı ayetlerde peygamberin örnekliğine, sünnetine işaret ediliyor. Kur’an ve sünnet de dini hayatımızı şekillendirmek için yeterlidir.

Ayrıca Kur’an’da eksiklik olmadığını söyleyen ayetler inen son ayetler değil yani o ayetlerden sonra da hükümler indi. Örneğin “biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık”(En’am 38) ayetinde kitaptan kasıt levhi mahfuzdur demiştik ama varsayalım ki Kur’an kastediliyor olsun. Oysa bu ayet indiğinde elimizdeki Kur’an’in henüz 2500 ayeti eksikti yani henüz inmemişti. Peki “eksik bırakmadık” demek, bütün hükümler var demekse bu ayet indiğinde neden bütün hükümler yoktu Kur’an’da? Neyse bir sonraki ayete geçelim;

3)Zuhruf 44 (kitaptan sorumlu)

Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz (zuhruf 44)

Bu ayet de yine çokça kullanılan bir diğer ayet ve şöyle bir iddiada bulunurlar; “bak gördün mü Allah sadece Kur’an’da sorumlu olduğumuzu söylemiş hadislerden, sünnetten sorumlu tutulmayacağız. Demek ki bunlar İslam dininde yok”

Öncelikle ayette “sadece” şeklinde bir ifade geçmez ama ben önce size bir soru sorayım, ordan ayetin nasıl çarpıtıldığını anlayacaksınız. Soru şu; müslüman olup da Kur’an’dan sorumlu olmayacağını, ahirette Kur’an’dan hesaba çekilmeyeceğini düşünen tek bir insan var mı? Yok değil mi? Elhamdülillah hepimiz Kur’an’a iman ediyor ve bu kitaptan sorumlu olduğumuzu biliyoruz. Peki ayet de aynı şeyi söylemiyor mu? Peki hadis kabul eden her insan da bu ayette iman edip ayeti onaylamıyor mu? Onaylıyor. Peki sorun nerede, sorun basit bir safsata, basit bir mantık hatasından ibaret.

Bir örnek ile açıklayalım; bildiğiniz gibi bir dersin hem konu anlatımı hem de soru bankası şeklinde iki kitabı olur. Bunlara A ve B kitapları diyelim. Örneğin öğretmenin sınav öncesi “A kitabından sorumlusunuz” demesi B kitabı hakkında herhangi bir kural, yargı içermediği için B’yi etkilemez. Yani bu cümle B kitabından sorumlusunuz veya sorumlu değilsiniz anlamına gelmez. Zira öğretmen sadece A kitabı hakkında hüküm vermiştir bu cümlesinde. Aynı şekilde Kur’an’dan sorumlu olduğumuzu söyleyen ayet “sünnet ve hadisten sorumlu değilsiniz” anlamına gelmez. Veya örneğin bir hakimin “hırsızlıktan ceza alırsın” cümlesi de “tecavüzden ceza almazsın” anlamına gelmez. Veya bir ayette “ahirette size namazdan sorulacak” seklinde bir kısım geçmesi “oruçtan sorulmayacak” anlamına gelmez.

Bu ayet sünnet ve hadis hakkında bir şey demiyor, peki sünnet ve hadisten sorumlu olduğumuzu anlamak için neye bakacağız? Burda ya başka ayete ya da peygamberin hayatına bakabiliriz. Örneğin Kur’an’ın hiçbir yerinde “mescidi aksa’ya doğru namaz kıl” şeklinde bir ayet geçmemesine rağmen biz peygamberin ve sahabelerin tahmini 16 ay boyunca ilk kıble olan mescidi aksa’ya doğru namaz kıldığını biliyoruz. Peki bu hüküm Kur’an’dan gelmedi ise nerden geldi? Şimdi peygamber ve sahabe o 16 ay boyunca kıldıkları namazdan sorumlu değil mi? Tabiki de sorumlu. Peygambere itaat edilmesi, sözünün dinlenmesini söyleyen birkaç ayete bakalım;

Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzap 21)

Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. (Nisa 65)

Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik (Nisa 80)

Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. (Haşr 7)

Peki peygamberde sizin için güzel bir örnek var derken, örnek sünnet değil midir? Size ne verdiyse alın dediğinde verdikleri arasında hadisleri de yok mu?

Not: Haşr 7 ayeti iniş sebebi itibari ile ganimetlerin paylaşımı ile ilgili bir ayet. Bu yüzden bazı hadis inkarcıları ayetin iniş sebebine bakıp “bu ayetin sadece ganimetlerle ilgili olduğunu” iddia etse de Kur’an’ın metodu bu değildir. Evet ayet ganimetler ile ilgili bir anlaşmazlık üzerine iniyor ama belli bir sebep için inmiş olsa da verdiği mesaj evrenseldir. Zira eğer peygamber ganimetler konusunda söz sahibi ise diğer konularda da söz sahibidir. Veya şöyle soralım; peygamberi ganimet konusunda her verdiğini alır her vermediğinden kaçarsın da başka konularda bunu yapmaz mısınız? Peygamber size göre sadece ganimet memuru mu ki sadece o konuda dinleyelim? Nitekim rivayete göre tabiinden birisi İmran b.Husayn’a Kur’an’da aslını bulamadıkları bazı konuların rivayet edilmesinden yakınması üzerine İmran ona ibadetlerdeki bazı sünnetleri delil olarak sunduktan sonra haşr 7 yani “Rasul size neyi verirse onu alınız, neyi de yasaklarsa ondan kaçının”ayetini okuyor.

Ayrıca şunu soralım; Peki neden anlaşmazlığa düştüler? Oysaki enfal suresinde ganimetler ile hükümler belliydi, ne kadarın devlet hazinesine ne kadarının askerlere verileceği geçiyor. Demek ki buna rağmen bazı karışık, tartışmalı durumlar ortaya çıkabilir. Ve Haşr 7 ayetinden anlaşıldığı üzere peygamber çözüyor sorunu. Peki Kur’an dışında vahiy yoksa peygamber neyle çözüyor olayı?

Yine ayrıca dikkat ederseniz; Kur’an’a değil direkt peygambere işaret edilmiş ayette. Yani bu ayet aslında peygamberin sadece Kur’an’ı getirip sonra da giden bir postacı görevinde olmadığına delildir. Nitekim bu ayet geçmişte ve günümüzde islam alimleri tarafından sünnete delil olarak sunulan ayetlerden biri. Son olarak şunu da belirtelim; eğer bu ayetin sadece peygamber dönemindeki ganimetler ile ilgili olduğunu söylersek ayetin neye göre evrensel olduğunu söyleyeceğiz? Bu ayetin evrensel olduğunu kabul ediyorsak günümüzde de geçerli olması lazım. Peki günümüzde peygamber de yok paylaştıracağı ganimetler de yoksa ne yapacağız? Bunun tek cevabı var; demek ki peygamberin dini konularda verdiği her kararda bu ayet geçerli. O yüzden “peygamber size ne verdiyse alın neyi yasakladı ise sakının” ayeti peygamberin sünnetine delildir.

Bir diğer ayete geçelim;

4) Furkan 52 (Kuran ile uyar)

Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bununla (Kur’an’la) büyük bir mücadele ver.(Furkan 52)

Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab’lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur’an ile) uyar.(En’am 51)

Bu ayetlerde ise Kur’an sözcüğü geçmez “bununla, onunla” gibi zamirler geçer ki ondan kastın Kur’an olduğu söylenir. Peki biz de çoğunluğun kabul ettiği gibi böyle kabul edelim. Ama Zuhruf 44 ayeti için anlattıklarımızın aynısı bu ayet için de geçerli. Zira bu ayetten de “peygamber sadece Kur’an ile uyardı” şeklinde bir anlam çıkarmak mantıksal bir safsatadır. Nitekim zuhruf 44 ayetini açıklarken sorduğumuza benzer bir soruyu burda da soralım; Peygamberin Kur’an ile insanları uyarmadığına inanan bir müslüman olabilir mi? Peki peygamber Kur’an ile insanları uyardı demek sünnet ile uyarmadı demek mi? Peki farzedelim ki hiç böyle bir ayet olmasaydı “peygamber Kur’an ile uyarmadı” diyecek biri çıkar mıydı? Veya o zaman peygamberin Kuran ile uyardığına inanmayacak mıydınız? Tabiki de hayır. Kısacası ayette peygambere Kur’an ile uyar denilmesi “sadece Kur’an’ı tebliğ et, Kur’an dışında dini kaynak yok” anlamına gelmez.

Bir diğer benzer ayet;

De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. (Enam 19)

Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver.(Kaf 45)

Bu ayetlerde de açıkça Kur’an sözcüğü geçer ama “sadece” kısmı geçmez. Ve şunu tekrar soralım; “peygamber Kur’an ile hiç uyarı yapmadı” diyen mi var? Hadis kabul eden kişi Kur’an’a iman etmiyor mu ki bu ayeti, hadisleri reddetmek için (sözde) delil olarak getiriyorsunuz?

Bir diğer ayete bakalım;

De ki: “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. (Enbiya 45)

De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” (En’am 50)

Bakın şimdi “sadece” ve “ancak” sözcükleri açıkça kullanılmış ayette. Ama bu sefer ayette de “kitap, Kur’an” değil de “vahiy” sözcüğü geçtiğine hadis inkarcılarının dikkatini çekerim. İşte anlatmak isteğim buydu; peygamber sadece vahiy ile uyardı insanları yani kendi kafasından hüküm belirlemedi. Ama burda dikkat etmeniz gereken şu ki; vahiy sadece Kur’an değil. Zaten hadis inkarcılarının bütün kurnazlıkları buradan geliyor; önce vahiy sadece Kur’an’dır deyip ayetlerde vahiy geçen yere parantez içinde “Kur’an” yazarlar daha sonra da bu ayetleri “bakın Allah sadece Kur’an’a uyun diyor” şeklinde servis ederler. Enbiya 45 ayetindeki kurnazlık da bu.

Evet ayetin dediği gibi “müslüman sadece ve sadece vahye uyar” yani zaten hiçbir Müslüman “peygamber vahiy dışında kendi kafasına göre emirler getirdi” demiyor. Biz müslümanlar “vahiy sadece Kuran’dan ibaret değil, vahyin aynı zamanda hadis ve sünnet kısmı da vardır” diyoruz. Tabi burada hadis inkarcılarının cümlelerimizi çarpıttıkları bir yer daha var; bizim bütün hadisleri veya peygamberin yaptığı her şeyi vahiy kabul ettiğimizi söylüyorlar ki öyle bir şey yok. Hz.muhammed’i peygamber ve insan olarak ikiye ayırırız. Peygamberin kendi devrinin bir insanı olarak günlük hayatta kullandığı ve dini bir yüküm içermeyen sözleri de vardır. Biz bunlara vahiy kaynaklı demiyoruz, vahiy kaynaklı olanlar dini hüküm içeren sözleridir. Örneğin peygamberin yaşadığı bölgede çöl iklimi vardı ve bu bölgede çokça akrep, yılan tarzı şeyler bulunur. Peygamberin akreplerin fazla olduğu ve rahatsız ettiği bir zamanda sahabesine “akrepleri öldürün” emrini vermiş olması vahiy kaynaklı dini bir hüküm değildir. Bu sözü kayıtlara alınıp hadislerin arasına girebilir ama bu hadis dini hüküm belirten bir hadis değil peygamberin günlük hayatta kullandığı bir hadis olur.

5)Kamer 17 ve En’am 114

Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?(Kamer 17)

Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak(açıklayıcı) olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma (En’am 114)

Burda ise daha büyük bir safsataya hatta bir cinayete imza atılıyor resmen. Kur’an’ın açıklayıcı, kolaylaştırılmış özelliği üzerinden “yeterli” olduğu iddia ediliyor. Yani muhataplarımız yeter ve tam sözcüklerini karıştırdığı gibi yeter ve açık sözcüklerini de karıştırıyor. Bildiğiniz gibi bir şeyin açık ve kolay anlaşılır olması yeterli olduğu veya başka bir kaynağa ihtiyaç olmadığı anlamına gelmez. Örneğin A yayınları matematik kitabı çok kolay ve konuları açık olsun peki bu B yayınları matematik kitabına ihtiyaç olmadığı anlamına mı gelir? Veya “Ali topu tut” cümlesi açık ve kolay bir cümledir, peki bu cümle başka bir cümleye ihtiyaç olmadığı anlamına mı gelir? Hayır sadece bu cümlenin kolayca anlaşıldığı anlamına gelir.

Ayrıca En’am 114’te geçen “mufassal” sözcüğünün açıklayıcı anlamı olduğu gibi “detaylı” anlamı da var. Bu yüzden hadis inkarcıları Kur’an’ın detaylı olduğunu ve başka bir kaynağa ihtiyaç olmadığı iddiasında bulunur.

O zaman şöyle bir örnek vereyim; varsayalım ki bir matematik kitabı poligonlar konusunu hiç işlememiş olsun ama diğer bütün konuları detaylı olarak işlemiş olsun. Şimdi bu kitap detaylı mı? Evet detaylı çünkü “içerdiği konuları” detaylı anlatmış ama içermediği konuyu anlatmamış ki detayı olsun. Yani içerdiği konuyu detaylı anlatması her konuya değindiği anlamına gelmiyor. En basitinden günde 5 vakit kıldığımız namazın rekat sayıları bile yok hatta vakitler konusunda bile anlaşamaz hadis inkarcısı hocalar. Kimisi Kuranda 3 vaktin geçtiğini söylerken bir başkası 5, yine bir başkası 2 vakit hatta bir diğeri vakit yok da diyebiliyor. Oysa biz namazı peygamberi izleye izleye yani sünnet yoluyla öğrendik.

6) Mürselat 50 (hangi söze)

Onlar artık bundan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar? (Mürselat 50)

Öncelikle bu ayetin öncesine baktığımızda inkar edenlerin hesap günündeki hallerinden bahsettiği belirtelim. İlgili ayetler şu şekilde;

Ey inkâr edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız. O gün vay yalanlayanların hâline! Onlara, “Rükû edin (namaz kılın)” dendiği zaman rükû etmezler. O gün vay yalanlayanların hâline. (Murselat 46-49)

İlgili murselat 50 ayetinde Kur’an sözcüğü geçmese de “bu” zamiri ile Kur’an’a işaret ettiğini söylebiliriz. Ama burdan da “Kur’an dışında başka hiçbir kaynak kabul edilmez” sonucuna varamayız zira ayet burda Kur’an sözü ile inkarcıların yalan sözleri arasında karşılaştırma yapıyor. Nitekim öncesinde ısrarla “o gün vay haline yalanlayanların haline” deniliyor. Peygamberin hadisleri ve sünneti ise haşa inkarcıların yalanları ile aynı kategoride değildir. O yüzden bu ayetten dinin tek kaynağı Kur’an’dır sonucuna varmak fazlasıyla hatalı bir çıkarım olur. Nitekim eğer ayetten “ayet hadisleri de reddediyor” gibi saçma bir sonuç çıkaracaksak o zaman “bu ayet Kur’an’daki bilgiler dışında hayatta öğrendiğimiz her bilgiyi de reddediyor” gibi saçma bir sonuca da varabiliriz. Örneğin bu ayete bakarak “demek ki Allah fizik öğrenmemizi istemiyor çünkü Kur’an’dan başka hangi söze inanacaksınız, diyor” şeklinde bir çıkarım yapmanız ne kadar sağlıklı olur?

Peki bu ayet sadece inkarcılar için mi indi? Hayır bu ayet aynı şekilde bizim yalan, yanlış sözlerimiz için de geçerli. Örneğin bir müslümanın dini konularda ağzından çıkan bir sözün doğruluğunu Kur’an’a arz ederek tartmalı. Zira Kur’an dilimiz, yaşantımız için bir terazi görevi de görür.

7) Hangi hadise inanacaklar

İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hâl böyle iken, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise / söze inanıyorlar?” (Casiye 6)

Bu da bir önceki murselat 50 ayetiyle aynı mantıkta bir ayet ama biraz farklı bir durumu var. Şöyle ki bu ayette iki çarpıtma var, birincisi; bildiğiniz gibi “ayet” sözcüğü Kur’an’ı Kerim’de iki anlamda geçer. Ayet sözcüğü bildiğimiz Kur’an ayeti anlamında kullanılırken bazı yerlerde de doğadaki, evrendeki işaretler, yasalar anlamında kullanılır. Ki ayet sözcüğünün asıl anlamı aslında “delil” demektir. Casiye 6 ayetinin de öncesine bakarsak “bunlar Allah’ın ayetleridir” cümlesindeki ayetin Kur’an ayeti değil doğa ayeti olduğu açıktır;

Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) nice deliller vardır. (Casiye 3)

Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. (Casiye 4)

Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgârları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır. (Casiye 5)

Bu üç ayette de “delil” olarak çevrilen sözcük “ayatun” yani ayet kelimesidir. Casiye 6 ayetinden sonra yani casiye 8-9 ayetlerinde her ne kadar normal Kur’an ayetinden bahsetse de casiye 6 ayetindeki “ayet” sözcüğünün önceki ayetlere işaret ederek “doğa delili” olarak geçtiği açıktır. Zira casiye 6 ayeti önceki ayetlere atıf yaparak “işte bunlar” şeklinde başlıyor. Kısacası bu ayette bahsedilen Kur’an değil doğadaki, evrendeki işaretlerdir. Ve bu ayet hadisleri inkar etmek için kullanılamaz. Ayette anlatılmak istenen kısaca şudur; sizin ve evrenin yaratılışında nice deliller(ayetler) vardır durum böyle iken inkâr edip başka hangi sözlere inanacaksınız

Not: Kur’an ayetinden bahsedilseydi bile konu müşrikler olduğu için ayetin hadisleri reddetmeyi kastettiği anlamına gelmezdi. Bunun için Mürselat 50 ayetini açıkladığımız kısma bakabilirsiniz.

Casiye 6 ve benzeri ayetlerdeki bir diğer çarpıtma da “söz” sözcüğünü çevirmeden hadis olarak bırakmaları ki bu da samimiyetsizliklerini asıl ortaya çıkaran kısım. Şöyle ki; bildiğiniz gibi hadis sözcüğü halk arasında peygamberin sözleri anlamına kullanılıyor. Oysa “hadis” sözcüğünün tam çevirisi “söz” demektir. Yani herhangi birinin sözü için de hadis denilir, peygamberin sözleri için ise “şerefli söz” anlamına gelen “hadisi şerif” kullanılır. Bu casiye 6 ayetinde dikkat ederseniz çeviriyi yapan hadis inkarcıları “hadis” kısmını “söz” olarak çevirmek yerine arapça haliyle bırakmışlar. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu “belki konuya hakim olmayan biri ayette geçen hadis sözcüğünü peygamber hadisi sanar da hadislerden vazgeçer” düşüncesi ile kurulmuş bir düzenek. Ve maalesef arapça bilmeyen öğrencilerini bu şekilde kandıracak kadar sahtekar ve utanmaz adamlar var aralarında (bazılarını tenzih ederim). Neyse konuya devam edersek;

Bunun yanında “hadis sözcüğü Kur’an’da geçen yerlerde hep olumsuz anlamda kullanılmış” şeklinde bir itirazda bulunuluyor. Oysa daha önce de dediğimiz gibi hadis, ayette “peygamberin sözü” anlamında kullanılmıyor. Nitekim olumsuz anlamda kullanılmış denilen yerlerde de inkarcıların sözleri anlamında kullanılmıştır. Durum böyle iken olumsuz anlamda kullanılmasından daha doğal ne olabilir? Örneğin diyelim ki; ilah sözcüğü bir Kur’an’ın bütün ayetlerinde “putperestlerin ilahları” kastedilerek her seferinde kötü anlamda kullanılsaydı o zaman da “demek ilah sözcüğüne karşı olmalıyız Allah’a ilah dememeliyiz” şeklinde saçma bir sonuca varacak mıydınız? Veya “ayet” yani delil sözcüğü sürekli inkarcıların delilleri şeklinde olumsuz olarak kullanılsaydı o zaman da Allah ayetlere karşı mı diyecektiniz? Veya Kur’an’da kitap sözcüğü hem Kur’an hem de ehli kitabın İncil ve tevrat’ı için kullanılıyor. Ve bazı ayetlerde onların kitaplarını bozduğu söylenerek kitap bir nevi olumsuz anlamda kullanılıyor. Peki siz bu ayetlere de bakıp “demek Kur’an da bir kitap olduğu için Kur’an’ı da kabul etmemeliyiz” şeklinde absürt bir sonuca varıyor musunuz? Hadis inkarcılarının bu yalanlarını görünce nedense aklıma münafikun 4 ayeti geliyor;

Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar

(münafikun 4)

8) Atalarının dini

Kur’an’da bazı ayetlerde müşriklerin bilgisiz ve şirk içinde yaşamış olan atalarını aynı şekilde taklit ettiği söylenir ve bu eleştirilir. Bu ayetlere birkaç örnek vermek gerekirse;

Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun.” denildiği zaman: “(Hayır,) bilakis biz, babalarımızı üzerine bulduğumuz (ve alıştığımız âdetlerimize) uyarız.” derler. Babaları hiçbir şey akletmemiş ve doğru yolu bulamamış olsalar bile mi (onların yoluna uyacaklar)? (Bakara 170)

Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Resûl’e gelin.” denildiği zaman: “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter.” derler. Onların babaları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar bile (babalarının yoluna mı uyacaklar)? (Mâide 104)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Şu başında ibadet için bekleştiğiniz heykeller de neyin nesi?”“Biz babalarımızı onlara ibadet eder bulduk.” demişlerdi. “Andolsun ki, sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz.” demişti. (Enbiya 52-53-54)

Bildiğiniz gibi hadis inkarcıları hadis reddetmek ile kalmıyor aynı zamanda rahatsız oldukları bazı ayetleri de tahrif etme yoluna da gidiyor. İşin ilginç tarafı bunlardan çoğu bu getirdikleri yeni düşüncelerini savunmak için de yukarıdaki ayetler üzerinden bizi “atalarına uymakla” suçluyorlar. Örneğin tesettür ayeti ile ilgili konuda bir müslüman “İslam tarihinden ve alimlerimizden öğrendiğimiz kadarıyla tesettür ayetinde baş kapatma vardır” şeklinde bir cümle kuruyor olsun. Tesettürün baş kapatma kısmını inkar eden bir hadis inkarcısı genelde ilk cümlesi şu olur; “bir şeyin yıllarca bu şekilde uygulanıyor olması o uygulamanın doğru olduğu anlamına gelmez” ikincisi cümlesi ise “siz atalarınıza uyuyorsunuz oysa Allah ayette atalarının dinine inanlara lanet ediyor, eleştiriyor” şeklindedir.

Not: Verilen örnekte tabiki bütün hadis inkarcılarının tesettürü reddettiğini iddia etmiyoruz.

Örneğe geri dönersek; hadis inkarcısı arkadaş bu ayetleri getirerek noter imzalı saçmalığını teyit ediyor açıkçası. Zira öncelikle bu ayetler müşrikler ve kâfirler ile ilgili ayetler ve eleştirilen kişiler de müşriklerin, kafirlerin ataları. Ayette bir grubun, kesimin atalarının, kavminin eleştirilmesi, yanlış yolda olması her atanın veya her kavmin yanlış yolda olduğu anlamına gelmez. Bu ayetlerden sanki “her kavmin atasının hatalı olduğu ve her dönemde insanların atalardan farklı bir hüküm getirmesi gerektiği” sonucunu çıkarmak en hafif tabiri akıl tutulmasıdır. Zira atalarının kaynağı doğru olduğu taktirde onları taklit etmekte hiçbir sorun yoktur. Ki hadis inkarcısı arkadaş da burda taklit etmeyi değil “ataların nerde hangi yanlışı” yaptığını eleştirmek ve göstermek zorunda. Zira eğer bu ayetler ataların her zaman yanlış olduğu anlamına gelseydi o zaman her yüz yılda bir yeni bir İslam anlayışı getirmemiz ve atalarımızı terketmemiz lazımdı.

Örneğin farzedelim hırsızın eli kesilir hükmünü atalara uymamak için değiştirip “güç kesmek” anlamına getirerek hadis inkarcısı arkadaşa uyduk. Peki bir yüz yıl sonra da “güç kesmek” görüşü torunlarımız için “atalar dini” olmayacak mı? Peki o zaman da torunlarımız “ya ataları yanlış biliyorsa” ayetini getirip bu sefer de “güç kesmek” anlamına mı itiraz etmeleri gerekiyor? Yani cidden atalar ile ilgili ayetler bizden her yüz yılda bir renk değiştir mi diyor? Neyse sonuç olarak; ilgili ayetler tüm ataların yanlış olduğu ve onlara uyulmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Bu yüzden yıllardan beri süren bir görüşe inanan birine bu ayetler getirilerek itirazda bulunulamaz. Eğer yanlış olduğunu düşündüğünüz bir uygulama varsa bunun yanlış olduğuna deliller getirmeniz lazım.

9) çoğunluk kötü ayetleri

Hadis inkarcıları sayılarının hadis kabul edenlere göre çok az olduğunu bildiği için Kur’an’da çoğunluğu eleştiren ayetlere başvurarak bir başka safsataya başvuruyor. Hatta bu son dönemlerde o kadar abartılı bir hal aldı ki sanki “azınlık her zaman haklı ve doğru olandır” gibi bir imaj çizilmeye çalışılıyor. İlgili ayetlere bakalım;

  • 1- İnsanların çoğuna uyan sapıtır. (Enam 116)
  • 2- Allah’ın mucize yaratabileceğini çoğu bilmez. (Enam 37)
  • 3- Rızkı Allah’ın verdiğini çoğu bilmez. (Sebe 36)
  • 4- İnsanların çoğu kâfirdir. (Nahl 83)
  • 5- Çoğu fâsıktır. (Maide 49, 81,Tevbe 8, Hadid 16, 27)
  • 6- Çoğu müşriktir. (Rum 42)
  • 7- Çoğu inanmaz, iman etmez. (Bekara 100, Hud 17, Rad 1)
  • 8- Çoğu inkârcıdır. (İsra 89)
  • 9- Çoğu gâfildir. (Yunus 92)
  • 10- Çoğu şükretmez  (Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38)
  • 11- Çoğu zanna uyar. (Yunus 36)
  • 12- Çoğu nankördür. (Furkan 50)
  • 13- Çoğu yalancıdır. (Şuara 223)
  • 14- Çoğu Allah’a ortak koşar. (Yusuf 106)
  • 15- Çoğu haktan hoşlanmaz. (Zuhruf 78)
  • 16- Çoğu Kur’andan yüz çevirdi. (Fussilet 4)
  • 17- Kâfirlerin çoğu akıl etmez, kafası çalışmaz. (Maide 103)
  • 18- Ölüleri Allah’ın dirilteceğini çoğu bilmez. (Nahl 38)
  • 19- Kıyametin geleceğine çoğu inanmaz. (Mümin 59)
  • 20- Doğru olan dinin Müslümanlık olduğunu, çoğu bilmez. (Rum 30, Yusuf 40)
  • 21- Kıyametin ne zaman kopacağının bilinmeyeceğini çoğu bilemez. (Araf 187)

Bu ayetler ve çoğunluğa başvurma safsatası ile ilgili bir örnek verelim;

örneğin hadisleri kabul eden biri neden peygamber sünnetine uyuyorsun” şeklinde sorulan soruya “çünkü peygamberden günümüze bütün müslümanlar kur’an ve sünnete uydu ve bize de böyle geldi” şeklinde bir cevap vermiş olsun. Hadis inkarcısı arkadaş da o kişiye karşı “bir şeyi çoğunluğun yapması doğru olduğu anlamına gelmez, bu bir safsata” şeklinde savunuyor kendini. Hatta devamında “çoğunluğu eleştiren ayetleri” ekliyor. Hadis inkarcısı arkadaş bu safsataya sığınarak “çoğunluk her zaman hatalıdır” demeye getirip tartışmayı kazandığını sanıyor. Oysa ad populum safsatası çoğunluk her zaman yanlıştır demiyor “çoğunluk bazen yanlış olabilir” daha doğrusu “çoğunluk her zaman doğru değildir” diyor. Yani senin cümledeki safsatayı yakalamış olman o cümledeki sonucun da yanlış olduğu anlamına gelmiyor.

Şöyle ki “yer çekimi olduğunu kabul ediyorum çünkü çoğu insan böyle kabul ediyor” cümlesinde de çoğunluk safsatası mevcut fakat bu gerçekten de yer çekimi olmadığı anlamına gelmiyor. Yani bu bizi “sen çoğunluğa uyarak yer çekimi var diyorsun oysa Kur’an çoğunluk yanlış diyor, demek ki yer çekimi diye bir şey yok” şeklinde saçma bir çıkarım yapabilir misiniz? Tabiki de hayır. Kur’an’da çoğunluğu eleştiren ayetler azınlığın haklı olduğuna delil değil çünkü orda hangi çoğunluktan bahsettiğine dikkat etmek lazım. Zira bir konuda a bölgesindeki çoğunluk yanlışı savunurken b bölgesindeki çoğunluk doğruyu savunuyor olabilir. Bugün bildiğimiz gibi çoğunluk yanlış yolda ve ayetin eleştirdiği de bu zira bu ayet üzerinden “hadis kabul edenler reddedenlere göre fazla demek ki doğru yol hadis inkarcılığı” gibi bir sonuç çıkarmak akıl karı değil. Veya şöyle düşünün yarın öbür gün çoğunluk hadisleri reddederse o zaman da bu ayetleri delil getirip “hadis kabul edenler azınlık demek ki onlar haklı” mı diyeceksiniz? Veya dünyanın düz olduğuna inanan bir azınlık var. Peki bunları savunmak için de “çoğunluk sapıtmıştır” şeklinde ayetleri getiriyor musunuz?

10)Hüküm Allah’ındır

Hüküm ancak Allah’a aittir(Yusuf 40)

O(Allah) hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez. (Kehf 26)

Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir. (maide 44)

Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. (Maide 49)

Hadis inkarcılarının getirdikleri bir diğer ayet çeşidi de “Allah’ın hükmü ile hükmedilmesi” gerektiğini söyleyen ayetler. Peki hükümler nedir, sadece Kur’an ayetleri mi? Hadis inkarcıları Kur’an’ı Allah’ın hükmü peygamberin sünnetini ise “peygamberin kendi tercihine göre yaptıkları” olarak tanımladığı için için sünneti kabul eden kişinin “o hükmüne kimseyi ortak etmez” ayetine zıt davrandığını iddia eder. Oysa daha önce dediğimiz gibi vahiy sadece Kur’an olmadığı gibi hükümler de sadece Kur’an’da yer almaz. Sünnet de peygamberin kendi tercihi değil Kur’an dışı vahiy ile gelmis hükümlerdir. Örneğin Kur’an’da “öğle farzı dört rekattır” şeklinde bir vahiy olmamasına rağmen peygamberin bunu uygulaması, sünnetinde olması kendi kafasına göre hareket ettiği anlamına gelmez. Zira bu emir de ona Allah tarafından gelmiş olmalı. Hadis inkarcılarının iddia ettiği gibi Kur’an Allah’ın, sünnet ve hadis de peygamberin hükümleri değildir zira peygamber dini konuda Allah’tan izinsiz iş yapmaz. Kısacası ayette de denildiği gibi hüküm her zaman Allah’a aittir ve Allah hükmüne peygamber de dahil kimseyi ortak etmez. Birinin sünneti veya sahih hadisleri kabul etmesi bu ayetlere zıt düştüğü anlamına gelmez.

Burada değinmemiz gereken bir diğer nokta da şu ki; bu ayetler sadece ameller konusunda değil her konuda hükmün Allah’ta olduğunu söyler. Örneğin bir devletin yönetimi de Allah’ın şeriatı olmalı zira ayetlere baktığımızda zina, hırsızlık cezası gibi hukuki hükümler de yer alır. Peki siz hiç hadis inkarcılarının laik devletlere karşı çıkıp “hüküm Allah’ındır anayasa ile değil Kur’an ile yönetilecek” dediğini duydunuz mu? Madem o kadar samimisiniz neden bu konuda sesiniz çıkmıyor? Yoksa devlet yönetimine gelince hüküm Allah’ın değil de kulların mı? Açıkçası Mustafa İslamoğlu gibi hadis inkarcıları “Kur’an’da devlet yönetimi ile ilgili hükümlerin olmadığını” söylerken bir diğer hadis inkarcısı Yaşar Nuri Öztürk ise “Kur’an’da laiklik emrediliyor” bile demiştir. Buyrun siz karar verin bunlar cidden hükmü Allah’a veriyorlar mı? Yaratmak kime aitse hükmetmek de ona aittir diyorlar mı? Yoksa “hüküm Allah’ındır” tarzı ayetler size inmedi mi?

SONUÇ;

Aslında başka açıklama yapmaya gerek yok sanırım, sizden tek isteğimiz; birilerinin sizi salak yerine koymasına izin vermeyin ve siz de bu tür münafıkça işlere başvurmayın. Bu yazımızı peygamber efendimizin şu hadisi ile sonlandıralım;

Bizi aldatan bizden değildir (muslim, iman, 164)

HADİS İNKARCILIĞI; AYETLE(!) KANDIRMA TAKTİĞİ

Yazı dolaşımı


HADİS İNKARCILIĞI; AYETLE(!) KANDIRMA TAKTİĞİ” için 2 yorum

  1. Aslında özelden ulaşmak istiyordum ama iletişim bilgilerini göremedim. O yüzden yorumu okuduktan sonra silersen sevinirim. Cevap yazmak istersen mail adresime dönüş yapabilirsin.

    Öncelikle eleştirdiğin insanların büyük çoğunluğu gibi sen de aynı hataya düşüyorsun. Onlar da müslüman, hadis inkarcısı olarak anmak sanki biraz hakaret etmek amaçlı gibi duruyor. Benzer şey değil ama onların açısından bakınca size ayet inkarcısı diyebilirler, ayetleri nesheden hadislere inandığınızdan dolayı.
    Yazınla ilgili şu şekilde notlarım var benim de yorum biraz uzun olacak o yüzden kusura bakma.
    1- Onların iddiaları verdiğin su kolisi örneğiyle pek uymuyor. Bu kitap eksik diye iddia ediyorlar demiyorlar, Kuran İslam’ı yaşamaya yetmez iddiasına karşı çıkıyorlar. Yani onlara göre bu gelen su kolisi sahadaki herkese yetmeli. Ya da şöyle iddialarını şöyle de düzeltebilirim; kolide değil, gelen su yeterlilik konusunda eksik, eğer sahadakilerin tamamına su getirilecekse bu sahaya tek gelen kolinin içinde olmalıydı. Tam / yeterli konusu çok alakalı olmamış sanki.
    2- Zuhruf 44’te verdiğin örnek de bence çok uygun değil. Eğer B kitabı A kitabında olmayan bilgiler de içeriyorsa ve hoca A kitabından sorumlusunuz derse bu durumda sınavdan sonra öğrencilerin tamamı hocaya hocam B kitabından da sorular çıktı böyle dememiştiniz diye çemkirir. Hocanın B kitabından bahsetmemesi onun sınava dahil olmadığını söylemek için yeterlidir. Burada sadece örnek açısından bir sıkıntı var çünkü sen zaten başka ayetlerde sünnet ve hadisin de önemli olduğunun vurgulandığını söylüyorsun.
    3-Kaf 45’te de verdiğin örnek bence onların argümanlarını destekler nitelikte. “Kuran ile öğüt ver” ibaresinde sadece/yalnız diye bir kelime geçmiyor demek ki başka şeylerle de öğüt verebilirsin dersen Yezid’e hayranlık duyan bir Müslüman da (böylesi de var mıdır bilmiyorum) Yezid’in uygulamalarıyla da öğüt verebilirsin der. Burada mantığı bence yanlış yürütmüşsün.
    4-Kamer 17’yi Kuran’ın yeterli olmadığını iddia edenlere değil, “Kuran’ı sen anlamazsın, keşif ehli, şeyhin anlar onların tefsirlerini oku” minvalinde konuşanlara cevap olarak kullanıyorlar. Yeterliliği açısından konuşanına henüz denk gelmedim, sen geldiysen bu maddeyi geçebilirsin.
    5-Enam 114 de onların iddiasını destekler nitelikte çünkü Kuran’da yer almıyorsa zaten o şeyden sorumlu değiliz iddiasındalar. Bu namaz da dahil çünkü 2 rekat kıl 4 kıl bunda çok kısıt görmüyorlar. Dahası, benzer konularda ehli sünnet de kendi içinde çelişkili uygulamaları var.
    6-Casiye 6’nın çevirilerinde söz yerine hadis kelimesini kasten kullanmalarında bir art niyet arandığı gibi tam tersine kasten hadis kelimesini kullanmayanlarda da art niyet aranabilir. Sonuçta hadis de bizim dilimize geçmiş durumda. Peygamberin sözü değil de hadisi diye bahsederken çeviride söz diye çevirmek de art niyetli gibi görünüyor tarafsız bir gözle bakıldığında.
    7-Ataların dini ve çoğunluğun yanlış yolda olduğu konusunda her zaman çoğunluk yanlış yoldadır ve her zaman atalarımızın bize öğrettikleri yanlıştır diye bir iddiaları yok. Aksine, bu gibi konularda aykırı bir şey söylendiğinde toplumdaki insanlar genellikle “bu kadar insan yanlış biliyor da sen mi doğru biliyorsun” gibi argümanlarla geliyorlar ya da Kuran’ı bir kez bile açıp okumamasına rağmen dedesinin nenesinin söyledikleriyle görüşlerini savunuyorlar. Bu gibi insanlara verilecek en güzel cevap elbette ki çoğunluk ve atalar ile ilgili sıraladığın o ayetler olacaktır. Ayrıca yazında “Yarın öbür gün çoğunluk hadisleri reddederse o zaman da bu ayetleri delil getirip ‘hadis kabul edenler azınlık demek ki onlar haklı’ mı diyeceksiniz?” şeklinde bir ibare var. Buna da senin tabirinle bir “hadis inkarcısı”nın cevabı çok basit ve yerinde olacaktır; böyle bir şey hiçbir zaman olmayacağı (yani her zaman hadisi kabul edenler çoğunlukta olmuş ve hep öyle kalacağı) için çoğunluk her zaman yanlış yolda kalacaktır diyecektir.
    Yukarıda maddeleri tamamen tarafsız ve eleştirel olarak yazmaya çalıştım. Uzun süredir ben de bu konu hakkında araştırma yapıyorum ve doğru yolu bulmaya çalışıyorum. Ben kendi adıma her iki tarafın da haklı olduğu kısımlar olduğunu düşünüyorum ancak hadislere tamamen şüpheden arınmış halde bakmanın daha sıkıntılı olduğunu düşünüyorum. Ehli sünnet hocalarının gördüğüm kadarıyla tamamı hadislerin Kuran ile çelişip çelişmediğini önemsemiyorlar. Bu durumda benim mantığım Kuran’ın güvenilirliğinin sorgulanması gerektiğini söylüyor. Ayrıca hadis alanı uydurma hadislerle dolu olduğu yadsınamaz bir gerçek. Diğer taraftan da hadis ve sünnet dikkate alınmadığında geçenlerde sahilde bir kadının mayosuyla sahilde namaz kılması gibi bir durum ortaya çıkabilir bunda da sakıncalı olan bir durum olduğu iddia edilemez diye düşünüyorum. Yalnız iki görüş arasında çok önemli bir fark var; bir Müslüman hadisleri kabul etmediğinde belki amelinde bazı eksiklikler yaşayabilir ama imanında bir problem olmaz ama hadisleri olduğu gibi kabul etmesi durumunda imanından bile olabilir. Bu benim naçizane görüşüm.
    Uzun cevap için kusura bakma. Allah bizi doğru olan yola iletsin. Selamlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.